Jan
29
Burhan Kuzu: Anayasal Ampul
Filed Under güncel, siyaset | Leave a Comment
Ængin- Onu ilk olarak geçtiğimiz meclis döneminde anayasa komisyonunda CHPli kadın bir milletvekili ile yaptığı kavgaya varan rezillikleriyle tanıdık. Daha sonra Türkiye Barolar Birliği ‘nin düzenlediği bir sempozyumda başkanlık sistemini desteklediğini, parlamenter sistemi sevemediğini söyledi. sivil cumhurbaşkanı döneminin sürmesi gerektiğini savunan kuzu, parlamenter sistemde hem yasama hem yürütmeyi hükümetin yönettiğini kaydetti. kuzu, “biraz da yargıya ‘höt’ dediniz mi tamam. yasama ne yapacak? indir, kaldır” diyebilecek ölçüde bir anlayışa sahip bir sahsiyet. gayet frensiz ve olduğu gibi. Bir bomba da türban ilköğretim ve liselerde de serbest olacak mı sorusuna verdiği cevapla patlattı bu aralar. kuzu tam olarak “Eşcinsellerden de eşitlik ve evlilik hakkı tanınması için yoğun talep geldi. İstiyorlar diye verecek miyiz? Kamuoyu buna hazır değil” dedi. Yani Yıldırım Türker’in dün çok iyi belirttiği üzere “…bu milletin asla hazmedemeyeceği, başa çıkamayacağı gerçeklikler, gelişmiş bir irade istediği için bu milletin korunması gereken sınavlar üstüne hemen her muhafazakâr liberalin söyleyeceği çok şey vardır. Olduğunu biliyoruz.Türk vatandaşına nice konuda konuşma, nice meseleyi tartışma ehliyeti henüz verilmiş değil…. …Bu toprakların otoritesi, gücünü halkı çocuklaştırıp katılımını asgariye indirerek, ‘halkın anlayacağı anlamayacağı’nı belirleyerek pekiştirmiştir. Millet, rüştünü asla ispat edemeyecek bir güruhtan oluşmaktadır…” Yıldırım Türker o yazıyı Kuzu‘nun o beyanı üzerine yazmamış fakat üstüne cuk oturdu.
Kuzu dedikleriyle düşünce yapısının da gözler önüne seriyor tabi, dedik ya öylesine frensiz, öylesine zemberekten fırlamış bir tarzı varki, kimse durduramıyor. Öncelikle eşcinselleri aşağılıyor, belki dediklerinden bu anlam hemen çıkmıyor kamuoyu buna hazır değil derken aslında kendi kafasına yatmadığını söylüyor. Yoksa Kuzu bir toplum mühendisi mi?
Bu toplum yıllarca Yıldırım Türker’in belirttiği gibi cahil bırakılarak yönetildi, kendi gücünün farkına varabileceği durumlar her zaman politikacılarca “toplumun hazır olmadığı konular” olarak fişlendi ve tabulaştırıldı. Süleyman Demirel de 61 Anayasası bize bol gelen bir gömlek dememişmiydi. Neden demişti? Çünkü halk yavaş yavaş kendi gücünün farkına varıyordu.
Halk hakkını kullanmaya hazır değildi, ama politikacılar ve onların işadamı yakınları tarafından sömürülmeye hazırdı.
“Toplumumuz buna hazır değil” mottosu bazen de Kuzu’nın yaptığı gibi politik bir liman olarak da kullanılabiliyor. Tabanına anlatamayacağı eşcinsel evliliğinden kaçmak için toplum buna hazır değil diyor ve hokus pokus, sorun çözüldü.
Bu halkın hazır olmaması durumunu açık açık olmasa da TSK’da kullandı. ‘7 Nisan Muhtırası buna en güncel örneklerden biridir. TSK medyaya farklı konuşsa da gerçekte halkın sokaklarda hakkını bizzat aramasını istemedi, zira bu durumda TSK’nın siyasete müdahele ederken ki kısmi meşruluğu ortadan kalkacaktı: halk varken askere ne hacet. Zihniyet her zaman aynı, halk hazır değildir ve cahil bırakılması gerekir hiçbir zaman hazır olamaması için.
Jan
26
AKP ve de Muğlak Anayasa Değişikliği
Filed Under güncel | Leave a Comment
-Uğur-
Üniversitelerde başörtüsünün serbest olması daha açık bir şekilde 18 yaşını aşmış, reşit bir bireyin bir kamu hizmetini özgürce alabilmesi toplumun farklı kesiminden çoğu insanın arzuladığı bir şeydi. Bunu savunanlar arasında laik ve de özgürlükçü bir Türkiye arzulayanlar ve de bunun sonucu olarak da bu özgürlüğü savunanlar olduğu gibi. Her alanda ve de her yerde türbanı, İslam’ın etkilerini görmek isteyenler de pek tabii ki mevcuttu. Aslında bu sorun temelinde Türkiye’nin cumhuriyetçi seçkinler tarafından modernize edilmesi projesinin aradan geçen 80 küsur yıla rağmen hala Anadolu’da yeterli toplumsal desteği bulamamış olmasıyla alakalıydı. Her ne kadar cumhuriyet’in halkçılık ilkesi inkılâbı bütün bir Türkiye’ye yaymayı hedeflediyse de bu modernizasyon hareketinin Anadolu ayağı oldukça zayıf kaldı. Cumhuriyet’in ilk kurulduğu dönemden başlayarak her fırsatta kendini göstermeyi başarmış olan dini/etnik/siyasi içerikli ayaklanmalar, sosyal hareketler de bu özümsememenin en güzel örneğiydi. Tıpkı 1950 yılında, “halka rağmen halkçı” CHP’nin yerine “yeter söz milletin” diyen DP’nin iktidara gelmesi gibi ya da DP ile çok benzer bir süreci yaşayan AKP’nin 90’lı yılların koalisyon geleneğine inat 2002’de tek başına iktidar olması gibi
Şimdi AKP iktidarda ve de tıpkı DP’nin inanılması güç 1954 seçim zaferi gibi yeniden daha güçlü bir şekilde iktidara gelmeyi başardı. İlk dönemlerinde hiç bahsetmedikleri türban meselesiyse gündemin ilk maddesi oluverdi. Hem de inanılması güç bir kararlılıkta hatta korkutuculukta. AKP türban hamlesinde öyle farklı yönelimlere başladı ki, bu işin çözümüne destek veren “özgürlükçü” kesimler de şaşkın bir şekilde gelişmeleri izlemeye başladı. AKP’nin anayasa yazım komisyonunda da yer alan akademisyen Serap Yazıcı, “her ne kadar üniversitede türban özgürlüğünü desteklese de bu şekilde gerçekleştirilmeye çalışılmasının çok tehlikeli ve de yanlış olacağını değerlendirirken”, AKP’liler isim vermeden yaptıkları, “‘Önce üniversitede yasak kalkar. Zamana ve şartlara bağlı olarak ortaöğretim ve kamu kurumlarında da serbestleşir’ çıkışlarıyla bundan 3 ay öncesindeki tavırlarıyla şimdi arasında büyük bir fark olduğunu ortaya koydu. Hatta AKP içinde bununla da yetinmeyenlerde vardı ve daha cesur bir çıkış AKP Konya milletvekili Hüsnü Tuna’dan geldi. Gelinen noktada belli ki Hüsnü Tuna isminin bilinmesinden rahatsızlık duymuyordu, kafalarındaki asıl planı açıklarken. “Karizmatik” lider Erdoğan’ın tüm bunlara tavrı ne olacak bilemiyoruz ama AKP’nin özgürlük soslu girişimleri birazcık kabak tadı vermeye başladı. Ülkede tüm bunlara tepki koyabilecek “sağduyulu” bir muhalefettenin yerine inandırıcılığını ve de samimiliğini yitirmiş bir CHP’nin olması da ne yazık ki bütün bu yaşananları sanki daha da kabul edilebilir gösteriyor gibi.
Tüm bu gelişmelere baktığımızda, AKP’nin ucu başı muğlak anayasa teklifi ortalığı epeyi karıştıracağa benziyor. Her ne kadar cumhuriyetin modernizasyon hareketinin toplum üzerinde istenildiği oranda güçlü bir sinerji yaratmadığını belirtmiş olsam da 80 yıllık gelenek bu denli bir geri dönüşe razı olmayacaktır. Dahası bu değişikler, özgürlükten çok baskı ve kısıtlamayı getirecektir. Üstat Şerif Mardin’i yıllar sonra gündemin önemli bir etmeni yapan çıkışında değindiği gibi mahalle baskısı her an hissedilebilir bir konuma gelecektir. Gerçek olan şudur ki muhafazakarlaşma eğilimi had safhada olan toplumumuzda daha da fazla içe kapanmayı gündeme getirecektir bu gelişmeler.
Neler olur bilinmez ama belki AKP’nin anayasa kurmayları son bir hamle yaparlar da bu gidişatta bir sorun olduğunu, halk desteğinin sınırsız güçler veren Hobbesvari bir sosyal mukavele olmadığını iktidar sahiplerine anlatırlar. Bunun sonucunda da yapılması gereken değişiklikler daha mantıklı bir şekilde yapılır. Hatta kim bilir AKP’nin türban konusundaki bu yüksek cesareti belki 301 konusuna da sıçrar da hem özgürlük konusundaki bu yüksek hassasiyetlerinin “samimi” olduğunu gösterirler hem de Türkiye’nin bu demokrasi ayıbı ortadan kalkar.
Jan
24
Uğur Mumcu: Kürt Dosyası
Filed Under demokrasi, siyaset | 5 Comments
Ængin Sitede yazdığım ilk yazı hrant ile alakalıydı, bu ikinci yazı ve bu da katledilen bir gazeteci ile alakalı: Uğur Mumcu. Uğur Mumcu benim öldürüldüğünü gördüğüm, kim olduğunu bilecek yaşta olduğum ilk gazeteciydi, annemin haberi duyunca nasılSitede yazdığım ilk yazı Hrant ile alakalıydı, bu ikinci yazı ve bu da katledilen bir gazeteci ile alakalı: Uğur Mumcu. Uğur Mumcu benim öldürüldüğünü gördüğüm, kim olduğunu ağladığını da hatırlıyorum. Demekki önemli biriydi.
Herkes katilleri bulacağız dedi. Sonra da Mehmet Ağar, Güldal Mumcu’ya “bir duvar var ondan bir tuğla çekersem altında kalırız” dedi. Demekki derin devlet işin içinde. Zaten bir yerde Mehmet Ağar’ın lafı geçmişse korkacaksın. Özel harekat falan, aman diyeyim.
Uğur Mumcu ne zaman öldürülmüştü hatırlayan var mı? Tarih olarak değil, hangi olayın peşindeyken. Cevap, Kürt Dosyası kitabını yazmaya çalışırken. Ne diyordu o kitapta Mumcu? PKK ile ilişkisi olan siyasetçiler var diyordu. Bunlar heralde DTPliler değildi. Ne diyordu Mumcu PKK’dan nemalanan siyasetçiler var diyordu.
Buradan hareket edip bir yere varmak gerekiyor. Bir zamanlar bu ülkede bir iktidar vardı. Her seçim sathı mahaline girildiğinde Kuzey Irak operasyonları yapıp milletin oyunu alırdı ve tekrar iktidar olurdu. Seçimlerden sonra bir dahaki seçime kadar da dokunmazdı PKK’ya. Seçimlerden önce tekarar bir operasyon, oylar cepte. Bu döyle iki dönem gitti, milleti PKK operasyonu, Kuzey Irak kamplarının bombalanması ile uyutan iktidar bu arada halkın cebinde ne varsa aldı. En sonunda da başka bir iktidara devretti işi.
Başka örnekler de var ama iyice 301’lik olmamak için söylememek lazım. Zira en babasını söyleyemiyorum. Evet bu ülkede ifade özgürlüğü var!!!
İşi her otoriter rejimin bir düşmana ihtiyacı olduğu şekilde formüle edebiliriz. O ortak düşman sayesinde halk iktidarın çevresinde kenetlenir, öteyi beriyi düşünmez, tek derdi ortak düşmandır. O arada cebinden gidenler cebi tam takır oluncaya kadar onu rahatsız etmez. İşte türkiye’de bunu yaptı. Uğur Mumcu o kitabında bunu dile getirecekti. Birileri bu durumdan rahatsız oldu, onu iktidar öldürdü demiyorum, yanlış anlaşılmasın ama foyalarının ortaya çıkmasından rahatsız olanlar öldürdü, bu çok açık.
O yine de halkına seslendmişti, “Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi”
Eğer Uğur Mumcu yaşasaydı bugün çok farklı bir ülkede yaşıyor olabilirdik, en azından Kuzey Irak’a operasyon bezirganları bu kadar rahat olmazdı. Gönüllerin başkomutanı Ertuğrul Özkök’e öyle laflar ederdi ki özkök utancından yazamazdı heralde. Çok mu iyimserim ne, belki de yazardı hala.
Jan
21
Hrant Dink: Aşağıdakilerden Hangisi Doğrudur?
Filed Under demokrasi, güncel, siyaset | Leave a Comment
Ængin Aşağıdaki okuma parçasını okuyup doğru cevabı bulunuz.
Doğru cevap ”C”. Anlamayanlar çıkacaktır cevabın neden C olduğunu. Bunun sebebini eğitim sistemimizde aramak mantıklı olacaktır. Birkaç örnek verelim eğitim sisteminden: “Bir Türk dünyaya bedeldir”, “Türk’ün türkten başka dostu yoktur”, “Topraklarımızda gözü olan yabancı devletler”, “Biz savaşı kazandık fakat Almanya yenildiği için yenik sayıldık” gibi mottolar üzerinden işleyen bir eğitim sistemi. Bu sistemden çıkan insan da “Türk” kavramı ile “Vicdan” kavramlarını bir potada eritemiyor. Türk kavramı yanındaki her kavramı yok ediyor ve tek başına kullanılıyor. Yani konu Türklük ise olayda hak, hukuk, adalet, hakkaniyet, vicdan falan önemsizdir. Zaten 301’e sahip değil miyiz, zaten hakimlerimiz bile devlet bir davada tarafsa tabiki devleti kayırırım ve devletin hukuktan önce gelir demiyor mu? Toplum dinlemeden linç etmeye eğilimli değil mi?

