Uğur

Türkiye’den sık sık “militer bir toplum” diye bahseder siyaset bilimciler ve sosyologlar. Dedelerimizden duyduğumuzsa bizim askeri bir millet olduğumuzdur. Gariptir ki aynı kapıya çıkar bu iki tanımlama da ve onları ayıran nüans ise, ilkinin bir olumsuzluğun altını çizmeye çalışırken, dedelerimizin övünülmesi -gereken- bir şeyden bahsediyor olmasıdır.

Bu toplumun üzerinden Bir Mayıs daha geçti gitti işte ve biz yine hissettik bu sert yapıyı kâh kafamızın üstünde kâh kafalarımızın içinde. En çok acıtanıysa belki de kafalara inen coplardan çok, toplumun eylemcilere karşı aldığı tavır oldu. Eylem yapanlar kaşınmıştı, provoke etmişlerdi ortalığı hatta huzuru bozmuşlardı. Bu ülkede her kim itiraz etse otoriteye karşı zaten bozulan hep halkın huzuru olurdu. Ya da asıl huzuru daimi bozanlar bir şeyler yapar eder ve böyle hissedilmesini başarırlardı.

Bizler bir mayıs sonrasını da ilk kez şiddet görüyormuşçasına şaşkın, ilk kez haksızlığa uğruyormuşçasına hayal kırıklığı altında geçirdik. Oysa iyi biliyoruz ki bu “darbe”ler kafamıza hayatın her anında inmeye devam ediyor. Mesela Tuzla tersanelerinde “köyden” geldiği için kendi beceriksizliklerinden(!) ölen işçilerimiz var. Ölenlerin artmasının sebebi de aslında çalışan sayısının artmış olması. Onların öldüren, ihmalkârlık, sağlıksız çalışma şartları değil sadece ve sadece kendi bireysel eksiklikleri yüzünden ölüyor bu insanlar! Bunu da ben söylemiyorum, bizzat devletin yetkilisi söylüyor. Ona göre güvenlik önlemlerinde bir sorun yok, hatta madenlerde yüzlercesi ölürken tersanede onlarcası ölmüş çok mu? Bu sözler sizin için anlaşılmaz, komik, absürt olabilir ama toplumun genel kesimini tatmin etmeye yetiyor olacak ki, tepkisini koymaya çalışan sendikacılara, işçilere yöneltilen suçlama, huzuru bozmayın, ortalığı karıştırmayın şeklinde oluyor.
Peki, içinde bulunduğumuz bu şiddet ve anlayışsızlık çıkmazını nasıl aşacağız? Bir çıkış var mı hayatımızda demokrasiye doğru uzanan. Mesela İstanbul‘da yaşamın zehir olmadığı Mayıslar görebilecek miyiz? Yöneticilerin kendi iktidar hırsları uğruna, gösterilerin, eylemlerin, demokratik tepkilerin engellendiği günlerin ötesini görebilecek miyiz? Mesela militer bir toplum değil de demokratik bir toplum olduğumuzu görebilecek miyiz? Şimdilik bunlar biraz hayal gibi görünüyor olsa da biliyoruz ki başarmak istiyorsak; bunun için mücadele etmemiz gerekiyor, bunun söylemini oluşturmamız gerekiyor. Bıkmadan usanmadan eşitsizliğe, insan hakları ihlallerine, şiddete, ayrımcılığa karşı bir söylem üretmemiz gerekiyor. Ancak biz değiştirebileceğimize inanırsak bir şeyler değişebilir hayatımızda. Bodrum’daki çevre katliamına, nice Bir Mayıslardaki insan avına, Tuzla’daki emek kıyımına ve nice eşitsizliğe karşı bıkmadan, usanmadan mücadele etmemiz, “doğrunun” dayatılmaya çalışılan “mutsuzluk” değil, toplumun genelinin mutluluğu ve eşit haklara sahip olması olduğunu vurgulamamız gerekiyor. İşte o zaman, belki bir gün siyaset bilimciler ve sosyologlar Türkiye’yi tanımlarken, “demokrasiye evirilen bir toplum”dan bahsederler de, bu konuda dedelerimizden fikir olarak ayrılmış olurlar.

uğur 

Gene garip bir şeyler oldu. İnsanlar dayak yedi, coplandı. Sonrası da bizi hiç şaşırtmadı çünkü suçlu yine dayak yiyenler, devletse huzuru sağlayandı. Muammer Güler var İstanbul Valiliğinde ve suçlu yine onun karşısında her kim duruyorsa. Her kötü olay münferit bu ülkede, her kim eleştiriyorsa vatan haini… Ve Valimiz Güler, hala gülüyor, hiç niyeti yok bırakın istifayı, özeleştiri yapmaya bile.

Yıldıray 

“Sosyal adalet

Özgürlük

Bağımsızlık

Demokrasi

Eşitlik

Barış için 1 Mayıs’a”

Yazıyordu önünden geçtiğim bir sendika binasındaki afişte. Bir insan bu kavramların hangisine karşı olabilir? Nasıl bir insan önyargılı bir biçimde iktidarını şiddete dönüştürür ve insafsızca kardeşine, arkadaşına, komşusuna vurur? Nasıl üzerine basar? Nasıl zehirler? Kim kimin emniyetini sağlamakla yükümlüdür? Kim kimi dövmekle yükümlüdür?

Bunu ancak yukarıdaki kavramlardan nasibini almamış, anlayamamış ve hiç anlamayacak insanlar yapabilir. 1 Mayıs 2008’den sorumlu olanlar kendi evrenlerinde yarattıkları yalanlar, bahaneler, indirgemeci söylemler ile kendilerini oyalayadursun. Yukarıdaki 5 kavram için sonuna kadar mücadele edecek son insan yeryüzünden yok olana kadar huzur bulamayacaklar. Taksim’i kapayacak, yolları kapayacak, gözleri kapayacak, akılları kapayacak ama doğrunun paylaşımına hiç bir zaman engel olamayacaklar.

Ængin – Dün televizyondan İstanbul’da yaşanan çatışmaları izlerken insan herhalde ünlü “Paris Komünü” savunmasındaki sokak çatışmaları da böylemiş demek ki dedim kendime. Paris Komününe saldıranların amacı Paris Komününü yıkıp yılanın başını büyümeden ezmek ve başkenti gei almaktı. Peki AKP’nin amacı neydi? Neden tam da bu kadar halk desteğine ihtiyaç duyduğu bir zamanda işçilerle çatışmayı göze aldı? Paris Komününe saldıranların amaçları ile paralel amaçlar mı güdüyordu AKP?

100.gifAKP korkuyordu. SSGSS yüzünden 1 Mayıs’ta oluşabilecek olan ciddi kalabalıktan ve bu kalabalığın verebileceği çok ciddi ve kamuoyunda çok büyük etkileri olabilecek olan tepkiden korkuyordu. Zaten bu yüzden haftalar öncesinden “Taksim’de olmaz” diyerek 1 Mayıs’ı bir taksim inatlaşmasına dönüştürdü böylece sendikaları Taksim konusunda inat etmek zorunda bıraktı. Yoksa 1 Mayıs başka bir yerde de kutlanıp bu tepki verilebilirdi. Böylece kendisi için ehveni şer olanı seçti: İşçilerden gelebilecek yoğun tepki yerine sokak çatışmaları. Bu sokak çatışmalarının aslında işçiler ve porovokatörler tarafından yapıldığını kanıtlamak için de Tandoğan’da Hak-İş’e AKP milletvekillerinin de katıldığı bir birlik beraberlik! 1 Mayıs’ı kutlattırıldı, zaten 1 Mayıs’ı Emek Günü ilan ederek imaj olayına3-4 gün önceden girmişti.

Sendikalar Taksim konusunda inat ederek büyük bir fırsatı kaçırdı. Başka bir alanda yüzbünler ile kutlanabilecek ve etkili olabilecek bir tepki yerine sokak çatışmaları ile geçti 1 Mayıs. AKP öyle ya da böyle istediğini aldı. SSGSS hiç gündeme gelmedi.

Bütün emekçilerin bayramını kutlu olsun. Mecliste sendikalar ile ilgili değişiklik yasa tasarısını, SSGSS’yi ve olmazsa olmaz bugünlerde Muammer Güler şahsında görünen ceberrut devlet anlaşıyışını protesto için meydanlara.1 Mayıs