May
25
Sosyalist Obsesyon: Hesaplaşma
Filed Under demokrasi, güncel, siyaset | Leave a Comment
Hakan
Türkiye solu çaresiz. Yıllardır bir çıkış yolu arıyor.ABD ve AB üzerinden politika yapılıyor, olmuyor. AKP üzerinden yapılıyor, olmuyor. Ekonomik kriz ve yoksulluk üzerinden siyaset yapılıyor, olmuyor. Bir türlü istediği havayı yaratamıyor sol. Bu yüzden eski günlere özlem duyuyor. Yüzbinlerin meydanları doldurduğu, grevlerin örgütlendiği ve devrim umudunun capcanlı olduğu 70′li yıllara. Ve o yılların hasretiyle bu yılların çaresizliğinin verdiği öfke, dönüp dolaşıp 12 Eylül’e yöneliyor. 12 Eylül, hem o yılların umudunu ezip geçtiği için, hem de bugünlere solun müdahalesine kapalı, muhafazakar/neoliberal bir Türkiye miras bıraktığı için solun öfkesinin tek odağı neredeyse. Bu yüzden sol “12 Eylül’le hesaplaşma” takıntısıyla malul. Enerjisinin önemli bir kısmını 12 Eylül’ün solda yarattığı mağduriyetin acısını çıkarmaya harcıyor. Öyle ki, kendine bir sektör bile yarattı bu hesaplaşma kültürü. Bir “Hatırla Sevgili” tutkusu aldı başını gidiyor. (Bundan önce de Çemberimde Gül Oya yaratmıştı aynı etkiyi) Artık her sene 1-2 adet de 12 Eylül’le hesaplaşma filmi giriyor vizyona. Babam ve Oğlum, Eve Dönüş, Beynelmilel ve şimdi de O. Çocukları. (Şu an adını hatırlayamadığım filmler de vardır mutlaka) Konu seçimi kolay: 12 Eylül’ün mahvettiği hayatlar. İçine biraz acı, biraz mizah katıyorsunuz, filminiz vizyona girmeye hazır. Peki getirisi ne bu hesaplaşmaların, yaptığı gişeden başka? Filmden çıkanlar anti-militarist oluyor mu, veya sosyalizm sempatizanı? Ben ne yazık ki böyle bir durum gözlemlemedim. Aksine, bu 12 Eylül filmleri/dizileri silsilesinin insanlarda 12 Eylül gibi bir olaya alışkanlık yarattığı, Haneke’nin her filminde vurguladığı gibi şiddetin gerçeğiyle sanalı arasındaki farkı belirsizleştirdiği bile söylenebilir. İşkence sahnelerine aşina artık herkes. Hatta Testere, Hostel gibi “gore” filmlerde daha beterlerini gördükleri için, “bu da bir şey mi?” algısı bile oluşuyor olabilir, en kötü ihtimali düşünürsek.

Bunun dışında, bu hesaplaşma kültürünün sola verdiği bir başka zarar daha var -ki kanımca daha ciddi bir zarar bu- o da özeleştiriye imkan vermemesi. “Kendisini her zaman kurban olarak gören kişi, kendisinin yaptığı hileyi asla keşfedemez.” diyor Max Frisch. Bence Türkiye solunun 12 Eylül’le ilişkisine cuk oturan bir cümle bu. 12 Eylül’e hem direniş gösteremeyen, hem de sonrasında yaşanan toplumsal yozlaşmayı eli kolu bağlı izleyen sol, bütün suçu 12 Eylül’e yıkıp kendisini kurban olarak göstererek, kendi hatalarının üzerine de perde çekmiş oluyor. Dünya 12 Eylül’den başka darbe görmedi mi? Mesela Portekiz 42, İspanya 36, Nikaragua 40, Şili 17, Arjantin ve Yunanistan 7 yıl faşist cuntayla yönetildi. Portekizde ve Nikaragua’da bu iktidarların sonunu komünistler getirdi. Türkiye’dekinin tam tersine, tüm bu ülkelerde darbe döneminden güçlü çıktı sol hareketler. Darbenin etkisiyle neredeyse yok olan bir sol, sadece Türkiye’de gösterdi kendini. Burada herkesin durup “biz nerede yanlış yaptık?” diye düşünmesi gerekirken, yaşananların tüm sorumluluğunu 12 Eylül’ün 5 generaline atmak düpedüz özeleştiriden kaçmaktır. Elbette yüzbinlerce insanın hayatını mahveden bir rejimin sorumlularıyla hesaplaşma olmalıdır. Yargılanmaları için uğraşılmalıdır. Bir 12 Eylül daha yaşamamak için gerekenler yapılmalıdır. Ama bu uğraş bütün suçu darbecilere yüklemeye indirgenemez. Solun bu süreçte yaptığı yanlışları enine boyuna hesaplaması, 12 Eylül’den önce kendisiyle hesaplaşması gerekir. Aksi takdirde bu çabaların tek başarısı gişede kalmaya devam edecek.
Feb
8
Ængin – İdeolojilerin zamanla aslından farklılaşması tarihte sık sık görülmüş bir olaydır, biz de 12 Eylül darbesi buna verilebilecek net bir örnektir.
Asker Fetişisti Faşistlerin Kendilerini Kemalist Sanması ne yazık ki 12 Eylül sonrası yaşanan bir sendromdur ve Kenan Evren’in uyguladığı apolitizasyonun olmazsa olmaz tamamlayıcısıdır. Uygulama halkın ve özelde gençlerin apolitize edilmesi, apoitize olmamakta direnen sınırlı sayıdaki 12 EYLÜL REJİMİ İÇİN TEHLİKELİ olanlara karşı da gayet politize ve mobilize bir FAŞİST Gençlik yaratılmasıdır. Bu FAŞİST Gençlik
kendisini Atatürkçü-Kemalist sanacak, bu şekilde algılanmasına çalışılacak ve bu yolla meşruluk sağlanacaktır. Bu yolla hala her şeye rağmen gerçekten Kemalist kalabilenler kendilerini bu Kenan Evren çocukları yüzünden farklı tanımlamak zorunda kalacaklardır. Örneğin bir Kemalist faşist damgası yememek için Kemalist olduğunu saklayacak ya da Kemalist sıfatı ile başka bir sıfatı birleştirerek kullanacaklarıdır. Liberter-Özgürlükçü Kemalist, Marksist Kemalist, demokrat Kemalist vs. Bu şekilde de Atatürk üzerinde tekel kurularak bu FAŞİST-KENANİST Gençlik süper meşru bir duruma getirilecektir, hepimiz biliriz ki bu ülkede meşrulaşmanın en kolay yolu Atatürk ile özdeşleşmeye çalışmaktır; fakat onu kendine benzeterek, çoğu zaman söylemediği lafları bile söylemiş gibi göstererek.
İşin pis tarafı bu gençlerin kendilerini gerçekten Kemalist sanacak olmalarıdır; Kemalizm ile uzaktan yakından alakaları olmamasına rağmen.
Bugün bunu yaşıyoruz. Bu süper meşru, Kemalist görünümlü serbest salınımlı Faşist Gençlik Ergenekon’u savunuyor, gerektiğinde inkar ederek, Veli Küçük gibileri Vatansever ilan ediyor ve 1990ların Susurlukta deşifre olanları savunmak için “Bu vatan için kurşun atan da kurşun yiyen de şereflidir” diyen Tansu Çiller’den daha da komik duruma düşüyor.
Derin Devlet hukukun dışında olan devlettir, sorgulanamaz, dokunulamaz, ancak istifra ettikleri sorgulanır. Derin Devletin olduğu yerde hiçbir vatandaşın can güvenliği yoktur, dedik ya hukuk dışındadır, hukuki müeyyide alanının dışındadır diye. Böyle bir ülkede Atatürk’ün bize amaç gösterdiği hukuk devletinden bahsedemeyiz herhalde. Hukuk devleti herkes için uygulanabilir kurallar olduğu müddetçe vardır.![]()
Atatürk’ü öyle bir anlarlar ki şaşırmamak elde değildir. Atatürk’ün Bursa Nutkunu kime karşı verdiğinin farkında bile değillerdir. Bursa Nutku devletin ceberutlaşması halinde gençlerin buna karşı durması için gençlere gösterilmiş bir yoldur ama bu fetiş Kemalist gençlik bu nutku ceberut devleti demokratlara karşı savunmak –aslında açık açık saldırmak- için kullanırlar, bunun böyle olduğunu söylerler. E tabi Atatürk de onların tekellerinde, kim onlara karşı çıkabilir değil mi?
ADD’nin forumundan iki adet link: ADD Forumu Ergenekon Çetesi ADD Forumu Youtube
Kenan Evren’in yarattığı bu gençlik yüzünden bir ülkeyi ileri taşıyacak yegane güç olan gençlik ne yazıkki ülkeyi ilerlemekten alıkoyuyor. Bunu yaparken Atatürk’ü kullanmasına ise herhalde Kenan Evren kıs kıs gülüyordur.
