Apr
29
CHP Üzerinden Devlet Analizleri
Filed Under demokrasi, güncel, siyaset | Leave a Comment
CHP-sol ilişkisi hakkında yazı yazmak beyni en çok dinlendiren yazma faaliyetidir, çünkü konu çok basit olduğundan üzerinde çok düşünmeden de yazsanız genellikle doğru şeyler söylersiniz. Zaten köşe yazarları da genelde yazacak konu bulamadıklarında “Bu Deniz Baykal’la nereye kadar?” veya “Neden sol parti olan CHP Nişantaşı’ndan oy alıyor da varoşlar AKP’ye oy veriyor?” gibi cevabı başından belli sorulara yanıt aradıkları yazılar yazar. Bütün bunlara veya CHP’nin neden bir sol parti olmadığı/olamayacağı gibi konulara da hiç girmeden, CHP kurultayı üzerinden Türkiye siyasetinin küçük çaplı bir değerlendirmesini yapmak şu noktada yapılabilecek en zihin açıcı yazma eylemi olacak gibi duruyor.
Kimse için şaşırtıcı olmayan bir CHP kurultayı izledik. Bu olağan kurultayda Deniz Baykal gayet olağan bir şekilde CHP genel başkanlığını sürdürecek oyu aldı. Haluk Koç, Umut Oran ve Ayhan Yalçınkaya aday olmaya yetecek kadar dahi delege desteği bulamadılar. Zaten delege kavramı CHP söz konusu olunca biraz anlam kaybına uğruyor, zira CHP’nin naylon üyelerinin sayısı yeni bir parti kurmaya yetecek kadar var. Buraya kadar her şey normal zaten. Benim bu kurultayda takıldığım -ve Deniz Baykal’ın iktidarda olmayışına sevindiren- iki şey var: Biri kurultay öncesi asılan afişler, bir diğeri de Deniz Baykal’ın kurultay konuşmasından bir cümle.
Kurultay afişlerinden ikisi çok önemliydi: Birinde “Ya göründüğün gibi ol. Ya da olduğun gibi görün” yazıyordu, (ki Mevlana’nın sözüdür ve CHP’nin afişinde cümlelerin sıralaması yanlış yazılmıştır) bir diğerinde de “Çekil aradan! Din de bizim, Devlet de bizim, Millet de bizim!” haykırışı(?) göze çarpıyordu. Bunlardan ilki şüphesiz AKP’yi hedef alan ve “takiye” vurgusu yapan bir afişti. Bu afişi görünce insanın aklına ister istemez Einstein’ın “İnsanoğlunun en büyük aptallığı aynı şeyi iki kez yapıp farklı sonuç beklemektir” sözü geliyor. Sorum şu: Olağan kurultayına bile altı yıldır papağan gibi tekrarladığı ve iki genel bir yerel seçim boyunca CHP’yi ikinci parti yapmaktan öteye götüremeyen, dolayısıyla hiçbir işe yaramadığı ispatlanan bir söylemle giden bir partinin aptallık seviyesini hesaplayabilir misiniz? “Şimdi Değişim Zamanı!” sloganıyla seçime gitmiş bir partinin siyasetin her zaman için dinamik bir yapıda olduğunu bilmesi gereken ilk parti olduğunu düşünüyorum. Söylemini ve duruşunu, bu kadar yenilgiden sonra hala değiştirmemekte direnen bir partinin nereye kadar gidebileceği zaten bellidir. Ama bunun da ötesinde, CHP’nin bu tavrı devletin resmi ideolojisinin de boyutlarını ele veriyor. Tabandan gelen talep ve tepkilere göre şekillenmeyen, halka kulaklarını tıkayan, önceden belirlenmiş ve yukarıdan dayatılan politikalarla işleyen bir yapı CHP aynasında Türkiye’nin nasıl bir anlayışla yönetildiğini de gösteriyor bence. Demokrasiyle yönetildiğimizi düşünüyoruz oysa, lafa bakıldığında CHP’de de parti-içi demokrasi mevcut. Bu konuya daha sonra dönmek üzere bir işaret koyalım, ve biraz daha CHP-devlet aynılaşmasını destekleyen kanıt arayalım. Benim ilk öne süreceğim kanıt, sözünü ettiğim “Çekil aradan! Din de bizim, Devlet de bizim, Millet de bizim!” afişidir. Bu afiş, -CHP özelinde gördüğümüz- devlet aygıtını asıl elinde bulunduran elitlerin ülkeye bakışını en güzel şekilde gözler önüne seren kanıttır. Dinin, devletin ve milletin sahibi olduğunu iddia etmek, başkalarının bu kavramlar üzerinde hak iddia etmesini de imkansız kılmak demektir çünkü. “Din, devlet ve millet nasıl idare edilir bizden başka kimse bilemez” anlamına gelen bir elitizm örneğidir.

Şimdi koyduğum işarete geri dönecek olursak, biraz daha demokrasi dersi alabiliriz. Tek aday olarak girdiği genel başkanlık seçimini kazanan Deniz Baykal, yaptığı konuşmada “Türkiye elden gidiyor, yol ayrımında. Ben kendi yol arkadaşlarımla mı uğraşacağım?” diyerek demokrasiden ne anladığını (ve ne anlamadığını) açıklamış oldu. Bunun ötesinde, Türkiye’de demokrasinin neden işleyemediğini de güzelce göstermiş oldu.Çünkü Deniz Baykal şunu demek istiyor: Ülkenin durumu kötüye giderken elimde tuttuğum gücü zayıflatacak hiçbir şeye tahammülüm yok. Bu tıpkı, Türkiye’de bir şeylerin değişmesi için ne zaman bir girişim olsa askeri veya sivil bir bürokratın çıkıp “Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde bu tür eylemler….” şeklinde konuşmasını andırmıyor mu? Demokrasinin ikinci planda oluşu, ilk planda her zaman çıkarların yer alışı (CHP için parti çıkarları, elitler için ülke çıkarları) Türkiye’de alışık olduğumuz bir anlayış biçimi. Özetle, bu kurultaydan Türkiye için çıkarabileceğimiz çok ders var. Birazdan okuyacağınız cümlelerde CHP’nin yerine “Türkiye” koyun. Fark eden bir şey var mı?
“CHP’nin başında her şeyin en doğrusunu bildiğini iddia eden birileri var. Doğru olmadığı defalarca kanıtlanmış şeyler yapıyorlar ama kendilerini CHP’nin sahibi olarak gördükleri için geri adım atmak gibi bir niyetleri de yok. Onların yanlışlarını düzeltmenin demokrasiden başka aracı yok, ama CHP’de yine CHP’nin çıkarları adına demokrasiye asla yer verilmiyor.”
Peki ne olacak bu CHP’nin hali?
Apr
21
CHP, Umut Oran? CHP Umut Olabilir mi?
Filed Under güncel, siyaset | 2 Comments
Ængin – Ne seninle ne sensiz bir partidir CHP. Her ne kadar anti-demokratik uygulamaları savunsa da, Atatürkçülük adı altında faşizmi savunsa da, bu güdüşle seçim kazanmak bir yana meclise girebilmesi bile zor gözükse de Türkiye’nin en önemli partisidir CHP. Yok Atatürk kurmuş, yok en eskiymiş, yok cumhuriyeti CHP kurmuş gibi geyikler bir tarafa bırakıldığında CHP’nin toplumun önemli bir kısmının nezdinde “ilerici” bir parti olduğu gerçeği vardır. İşte bu gerçektir CHP’yi bu kadar önemli, bizleri/beni bu kadar umutsuz kılan. CHP’yi “ilerici” olarak gören o kesim kendi iddilarının aksine düşünmeyen, sorgulamayan, okumayan kesimdir -gerçi Türkiye’de başka bir kesim de yok fakat işte CHP seçmeni de çok farklı değil- tek farkı şehirli ve Avrupai yaşama entegre olmuş/olmaya çalışıyor olmalarıdır. Ve Türkiye’deki hemen herkese göre CHP “SOL” partidir. Ne dersek diyelim insanları böyle olmadığına ikna edemezsiniz. O zaman tek seçenek kalır: Toplumun algılarını kabullenip CHP’yi sol bir parti haline getirmeye çalışmak, sol olamasa bile bu faşist çizgiden çıkarmak. Zira özellikleri yukarıda yazılmış bulunan CHP seçmeni parti faşizme kaydıkça partiye “Dur kardeşim nereye böyle?” diyecek bir seçmen değil. CHP öyle de olsa, böyle de olsa CHP’ye oy verecek olan bir seçmen.
Bu durumda CHP bu kadar oyu parsellemişken yeni kurulacak bir partnin CHP’den bir şekilde oy çalması pek ihtimal dahilinde değil. Bu yüzden CHP özgürlükçü, sosyal demokrat bir çizgiye çekilebir mi sorusuna ciddi ciddi yanıt aranmalı.
Umut Oran adına bir genel başkan aday adayı çıktı sahneye. Toplumun Ali Babacan için söylediği gibi “Genç, Dinamik”, ve söylediklerine bakıldığında demokrat gibi duruyor. Bu bile bir heyecan. CHP’de büyük ihtimalle seçilemeyecek de olsa birileri genel başkanlık yarışında demokrat söylemlerle yarışıyor. Ya da işe tersinden bakarsak bu durumun konuştuğum birçok demokrat kişiyi heyecanlandırması ülkedeki demokratların umutsuzluğunu da gözler önüne seriyor.
Yine de düşünmeden edemiyor insan, demokratlaşmış, olması gereken yere gelmiş, ülkeye 1920lerde çağ atlatan parti 2010larda tekrar çağ atlatmaya hazırlanıyor. Olmaz ya. Umut fakirin ekmeği işte.
Mar
30
Taraf Olmayan Bertaraf Olur
Filed Under demokrasi, güncel | Leave a Comment
Uğur
Bir dönem ibda-c isimli yasadışı İslami örgütün dergisi olan taraf dergisinin sloganıydı bu. Taraf olmaya çağırıyordu insanları, tarafını seç yoksa dışarıda kalırsın diyordu. Şimdide öyle bir zamandayız işte. Hem de artık bunu iddia eden yasadışı bir örgüt falan da değil. Politik alanın her karesinde hissediliyor bu anlayış. Ya CHP/ulusalcı/Atatürkçü/laik olursun bu yolda ya da AKP/liberal/muhafazakâr/anti-laik sindir. Benim bu yaptığımsa insaflı bir ayrım zira Fethullahçı olmak da içten bile değil ulusalcılara yapacağın en küçük bir eleştiride. Kısaca tarafını seç bertaraf olma!
Diktatörlük yok Türkiye’de ya da var da ben bilmiyorum. Aslında ikincisi daha inandırıcı geliyor kulağa. Her kim bir hâkimiyet sağlarsa toplumun herhangi bir kesimi üzerinde bir diktatörlüğe dönüştürmeye çalışıyor kendi küçük iktidarını. AKP’nin ağzında sakıza dönmüş olan demokrasiyse koca bir yalandan ibaret sadece. Ya CHP’nin ulusalcı sultasına girersin bu yolda ya da seninki AKP’nin tavrı/düşüncesi tam olarak ne olduğu belli olmayan etki alanıdır.
Ne yazık ki, hayır ben bu ikisinden de değilim diyemezsin. Çünkü yoktur öyle bir şık. Diğerleri şıkkını ortaklaşa kararla kaldırmıştır Erdoğan ile Baykal. Bilirsin ki bu ikili pekiyi anlaşırlar ortada ikisinin de işine gelen anti-demokratik bir çıkar mevzusu olunca. Durum böyle olunca da ortada ulusalcılarla, muhafazakârlar kalır. Başka bir deyişle de ortalık bunlara kalır. Evet, aslında ulusalcılar, kendini muhafazakâr diye tanımlayanlardan bile daha muhafazakârdır ama senin yerinde olsam bunu söylemezdim durup dururken. Çünkü bu basit gözlem irtica yanlısı bir Fethullahçıya dönüşmek için yeterlidir onların gözünde.
Bu yolda insanlar çılgınlar gibi kendi partilerini/görüşlerini desteklemek zorundadır. Eleştiri yasaktır, gözlem yasaktır yaşamak ve desteklemek hastır. Bu yüzdendir ki cumhuriyet mitinglerini de, AKP’ye açılan kapatma davasını da, Ergenekon göz altılarını da göbeğimi kaşımakla geçiştirdim ben. Bertaraf olmaya niyetim yoktu çünkü benim. Hayvan sevgisiyle ilgili naif yazıların adamı kovalardı beni sopasıyla, gözlüklü bol boşluklu yazıların bol boşluklu insanı beni diline dolardı bir rejim muhalifi portresi altında. Ya da AKP yalakası falan ilan edilirdim bir anda maazallah gerici olurdum da hiç ileriye gidemezdim.
Birkaç soru var benim de o zaman zihnimde. Sormadan nasıl öğreneceğim? Eleştirmeden nasıl düzelteceğim? Sorgulamadan nasıl geliştireceğim? Sorgulamayı yasaklayan bu zihniyet her dakika yerinde kaldığını da görür umarım bir gün. Kendisini eleştireni sorgusuz sualsiz düşman belleyenler, tarafını seçmeye ve ona itaat etmeye zorlayanlar, tarafını seç yoksa bertaraf olursun demeye getirenler savundukları ilericilik kavramının ne kadar gerisinde kaldıklarını umarım bir gün anlarlar. İnsanları inanmadıkları iki saçmalığın tarafı haline getirmeye çalışan bu zihniyetler; o özenle korumaya çalıştıkları tahtlarından düşecekler bir gün ve ileride geçmişin başarısız ufak diktatörleri olarak hatırlanacaklar. Ve umarım çok uzak da değildir, sormanın, sorgulamanın, anlamanın ve ilerlemenin suç olmadığı bir Türkiye.
Mar
22
Gündem, Ergenekon, Gözaltılar Ve Hukuka Saygı
Filed Under demokrasi, güncel, siyaset | Leave a Comment
Uğur
Gene her şeyin birbirine karıştığı bir gündem sardı sarmaladı bizleri. Şaşmamak gerekiyor, ülkemin araştırmacı-yazarlarının yarısının paranoyak olmasına zira insanı paranoyak yapacak derecede sarmal ilişkiler düzeni yaşadığımız bu demokratik(!) düzen. Hepinizin malumu önce işgüzar başsavcı AKP için kapatma davası açtı. İlk defa karşılaşılan bir şey değildi siyasi iradenin, hukuki müdahaleye uğraması. Bu ülkede her şey önce insanlar tarafından açılır sonraysa ya asker ya da bağımsız(!) yargı gelir kapatır. Ama kapatanlar bir türlü anlayamaz ikinci açılışın daha şaşalı ve de güçlü ola
cağını. Neyse muhalefet çok sakin ve soğukkanlıydı kapatmaya neden olacak kadar güçlü olan hukuksal gerekçelere dair. Onlar için muhalefet demek ne kadar doğrudur bilemem ama hukuka saygılı tavırları nedeniyle gözlerimi yaşarttıklarını söylemeden geçemeyeceğim. Sonrasında muhafazakâr-anti demokrat ve de sadece türban özgürlükçüleri karşı atağa geçti. Mademki bu ülkede herkes hukuka saygılıydı, biz de işleri hukuk üzerinden yürütelim dediler. Gerçi günahlarını almayayım, belki de bir taciz ritüeli halini alan Ergenekon Çetesi gözaltlılarıyla direkt bir ilgileri yoktur. Ama kesin olan bir şey vardı ki; o da bu gözaltılar karşısında sergiledikleri hukukperver tutum oldu. Bu görüntüleri görünce gerçekten çok duygulanıyorum, içimden aman yarabbi diyorum bir ülkede hukukun üstünlüğü bu kadar mı özümsenir, benimsenir. Yüce Türk adaletine herkesin boynu kıldan ince oluyor, yeter ki bu demoklesin kılıcı rakiplerin üzerinde sallanıyor olsun. Ertuğrul Günay’ın son hukuka saygı kuşağında gösterilen demeci tam da bu anlayışı yansıtıyordu. Partisini
n fundementalist piyasacı anti sosyal reformlarına karşı sessiz kalan bakanımız, hukukun üstünlüğüne saygısını göstermekte gecikmedi. Bazen siyasallaşabilen yargıya, doğru! İşler yapıldığında ne kadar da güvenebileceğini gösterdi.
Aslında çok da fazla konuşmaya, üzerinde düşünmeye gerek yok. Tam anlamıyla, al birini vur ötekine durumu yaşanıyor ülkemizde. Ne muhafazakâr-İslami ne de muhafazakâr laik cephenin elle tutulabilecek bir yanı yok. AKP merkezi çizgisinde kalmak için bir sebep ortada göremezken, CHP de insani safı çoktan terk etmiş gözüküyor. Her gün bu topraklarda akıl almaz olaylar yaşanıyor ve bu akıl almaz olaylar sonucunda kaybeden sürekli demokrasi ve insanlık oluyor. Hukuku el üstünde tutanlar insan haklarına saygıyı sürekli es geçiyorlar. Hem de bu konuda o kadar rahatlar ki herkesi gözünün önünde 83 yaşındaki bir gazeteciye 20 yaşındaki militan muamelesini yapabiliyorlar. Eskiyi çabuk unutan İlhan Selçuk bunu da çabuk affeder belki ama bu muamele de şüphesiz tarihe bir ayıp olarak geçecektir. Bu kadar gözaltı ve de soruşturmadan bir şey çıkma ihtimalini kimsenin ciddiye almıyor oluşu da durumumuzun ironikliği olsa gerek. Gerçi Ergenekon operasyonları sonucunda da mutlaka yeni gelişmeler yaşanacaktır ama onu görebilmek için de cumhuriyetçi cephenin yeni atağını beklememiz gerekecek galiba. Malumunuz iki cephenin futbol maçıymış gibi karşılıklı yaşanıyor siyasi-hukuksal gelişmeler bu ülkede. Velhasıl sürekli bir şeyler oluyor ve daha da önce söylediğimiz gibi bu mücadelede sürekli kaybeden demokrasi oluyor.
