Mar
25
Sürekli Aydınlık için 1 Dakika Mantık
Filed Under Kategorisiz | 1 Comment
Hakan
Bağlantıyı kurmak için fazla düşünmeye gerek yok. Kıyaslama yapmak, paralellikleri fark etmek için fazla düşünmeye gerek yok. Sadece bir dakika mantıklı düşünmek lazım. 1997′de yaşanan Susurluk olayları ve ardında oluşan süreci gözümüzün önüne getirelim. Ve bugüne, Ergenekon’a, ve sonrasında yaşananlarla kıyaslayalım. Sadece bir dakika yeterli değil mi?
Ne olmuştu 97′de? Bir kamyon, bir arabaya çarpmıştı ve arabadan kimi isimlerin (Abdullah Çatlı, Sedat Bucak, Mehmet Ağar) şaşırtıcı(?) birlikteliği çıkmıştı. Arka plandaki ittifakı görmekte kimse zorlanmamıştı. Devlet-Mafya-Aşiret kolkola girmişti. Ülkeyi karanlığa hapsetmeye niyetli olan bu ittifak, kısa sürede inanılmaz boyutlarda bir halk tepkisiyle karşılaşmıştı. Sürekli aydınlık için 1 dakika karanlık eylemleri, milyonları sürüklemiş; Şevket Kazan’ı “mum söndü oynuyorlar” seviyesinde bir açıklama yapmak zorunda bırakmıştı. Bu olayda kilit nokta, olayın tesadüfen ortaya çıkması ve mevcut hükümetin olayın üstüne gitmektense bunu örtbas etmeyi tercih etmesiydi.
Şimdi neler oluyor peki? Ergenekon’dan söz ediyorum tabii ki. 2009′da darbe planlayan, kolları Danıştay saldırısına, Hrant Dink suikastine kadar uzanan bir yeraltı örgütü ortaya çıktı. Her geçen gün bu planlara yenileri eklenmeye, örgütün yeni bağlantıları ortaya çıkmaya devam ediyor. Ama gelin görün ki, Ergenekon’un çökertilmesini, açığa çıkartılmasını vs. bir yana bırakın, yapılanlar sanki “karşı devrimin” bir ayağıymış gibi gösterilmeye, Ergenekon operasyonunu düzenlemenin “suçu” AKP’ye yüklenmeye çalışılıyor.
Farkı ne bu ikisinin? İkisinde de kirli bağlantıları ortaya çıkan çok tanıdık simalar var. İkisinde de anti-demokratik yollardan ülkenin kaderiyle oynamaya çalışan bir yapılanma var. Ama birinde medyayı da arkasına alan halk bu olayın üstüne giderken, diğerinde “ya bizdensin ya onlardan” seçimine zorlanıyor, Ergenekon’un aydınlatılmasını isteyen -Taraf başta olmak üzere- medya kuruluşları ve çeşitli simalar AKP yardakçılığıyla suçlanıyor. Görüyoruz ki altyapıda fark yok ama sonuçlar, kamuoyundaki yansımalar farklı. Peki öyleyse, soruyu değiştirip soralım, nedir bu iki sonucu farklı yapan?
Susurlukta çete deyim yerindeyse ilahi bir adalet neticesinde açığa çıkmıştı, Ergenekon’da geniş çaplı ve sistemli bir operasyon mevcut. İlkinde hükümet yetkilileri Susurluk’u araştırmak bir yana örtbas etmek isterken, şu an AKP Ergenekon konusunda gayet açık bir tutum sergiliyor. Bugün yaşadığımız akıl tutulmasının sebebi bu mu? Toplumca Ergenekon’un üstüne gitmemiz için AKP’nin Ergenekoncu olması mı gerekiyordu? Veya bu örgütün ortaya çıkması için operasyon yerine yine ilahi bir adalet mi beklemeliydik? Benim nazarımda, Susurluk, Ergenekon, Atabeyler ve benzerlerinin herhangi bir farkı yok. Olmaması da gerekir zaten. Bu tür yapılanmalar, toplumca kurtulmamız, üstüne gitmemiz, karşısında durmamız gereken çarpık demokrasimizin tümörleridir. Bu yüzden, bu örgütlere karşı çıkarken demokrasinin de savunucuları olmamız şart. Sürekli Aydınlık için 1 Dakika Karanlık eylemi seneler öncesinde kaldı, bir yenisinin anlamı yok. Ben herkesi daha düşünsel bir aktiviteye, sürekli aydınlık için 1 dakika mantığa davet ediyorum.
Mar
24
Radikal’e Bir Şeyler Oluyor
Filed Under güncel, siyaset | Leave a Comment
Uğur
Radikal Gazetesine bir şeyler oluyor bu aralar. Ya ülkedeki genel ulusalcı atmosferden, kabaran milli hislerden fazlasıyla etkilenip gaza geldiler ya da diğer Doğan Medya kuruluşlarında gözlendiği gibi imana geldiler. İmandan kastım da bir din haline getirilen kemalizmdir. Yanlış bir anlaşılma olmasın. Şimdilerde Radikal’de de böyle bir hava esiyor, fazlasıyla şaşırtıyor.
Genel olarak liberal sol bir çizgi tutturmuş olan bu gazete, bugüne kadar olaylara sağduyulu yaklaşımıyla dikkat çekmişti. Her ne kadar bağlı bulunduğu büyük medya holdingi nedeniyle gereken muhalif basın anlayışını hiçbir zaman sergileyememiş, emek haberlerini her daim görmezden gelmiş olsa da; ciddi ve popülist olmayan duruşuyla Radikal diğer gazetelerden ayrılıyordu. Şimdilerde ise gazeteyi okuyanlar gözlerine inanamıyor. Egenekon haberlerini Radikal; medyayı AKP yanlısı ya da düşmanı olarak ayırarak veriyorlar. Hürriyet’ten görmeye alıştığımız bu partizan gazetecilik anlayışı anlaşılan, AKP’yle olan savaşını derinleştiren Aydın Doğan’ın direktifi. Gerçi biraz daha alttan, biraz daha derinden yapabilseymişler bu kadar çiğ kokmazmış ama kendi bilecekleri iştir.
Radikal ulusalcılığa doğru yaptığı bu yönelimi ne kadar devam ettirir bilinmez ama bunu uzatırsa, yakın zamanda gazetenin sol ya da muhalif isimlerinden olan; Yıldırım Türker, Ahmet İnsel, Perihan Mağden, Nuray Mert gibi yazarların ayrıldığını görürsek şaşırmayalım. Yazılarını ulusalcı çizgiye çekiceklerini sanmadığım bu isimler için yapılacak hamle yeni bir alan aramak olacaktır herhalde. Artık yerlerini de bol boşluklu yazılarıyla Yılmaz Özdil doldurur. Umarım ki Doğan medyası zaten düşük trajı olan bu gazetesini partizan amaçları için kullanma fikrinin pek de iyi bir düşünce olmadığını anlar da en azından aklıselim yayın anlayışıyla bildiğimiz Radikal aramıza geri döner.
Mar
24
Ergenekon, Kürt Sorunu, Faili Meçhuller
Filed Under demokrasi, güncel, siyaset | Leave a Comment
Ængin - Böyle bir senaryo içinde asıl hikayeyi anlamaya çalışmak lost’un sonunu anlamaya çalışmaktan kesinlikle daha zor.
“Kürt Dosyası” adlı kitabını eline ulaşan “Kürt Dosyası” adlı gizli belgeleri temel alarak yazarken öldürülen Uğur Mumcu, Umur Mumcu tarafından dosya kendisine gönderildikten 3 gün sonra şaibeli bir uçak kazasında ölen Eşref Bitlis. Tuncay Güney adlı şahsın açıklamaları, Kemal Alemdaroğlu’nun üniversitede yaptıkları, Tuncay Özkan’ın son olaylardan önce Kanal Türk’de üstüne basa basa “AKP falan boş iş bu bahar çok güzel geçecek” demesi… Karmakarışık işler bunlar.
Önce Tuncay Güney’den başlayalım: İmam Hatip mezunu, İsmailağa cemaati üyesi, STV’de program yapmış, Toronto’da bir sinagog’da çalışan bir sebateist(kendisi söylüyor). Bu sahış 2001 yılında evine yapılan baskında (kendisi farklı anlatıyor) “Ergenekon Lobi Örgütlenmesi” adlı bir dosya ele geçiriliyor. Bu dosya daha sonra Ümraniye Baskınında ele geçirilen dosyanın aynısı. Dediğine göre Veli Küçük ve başkaları PKK’ya silah satıyorlarmış.
Şimdi bazı şeyleri birleştrelim: Acaba Uğur Mumcu’nun ve Eşref Bitlis’in öldürülmesine yol açan dosya’da neler vardı? Sakın bu bilgiler olmasın? Çok muhtemel ki o dosyada bu bilgiler vardı. Veli Küçük neden satmasın ki PKK’ya silah. Çift taraflı kar! Hem PKK’dan para kazanacak hem de terör sürdüğü müddetçe karşıklıktan nemalanacak. Tuncay Güney yine röportaj’da Doğu Perinçek’in çok şey bildiğini söylüyor.
Uğur Mumcu öldükten sonra soruşturmadan sonuç alınamayınca Güldal Mumcu, dönemin Emniyet Müdürü Mehmet Ağar’a soruşturmadan neden sonuç çıkmadığını soruyor, Mehmet Ağar “Bir duvar var, bir tuğla çekersem hepimiz altında kalırız” diyor.
Daha neler çıkacak bu işin altından bekliyoruz.
Mar
22
Benim Hukukum Senin Hukukunu Döver
Filed Under demokrasi, siyaset | Leave a Comment
Hakan
Pek çok kötü espriye malzeme olan “benim babam senin babanı döver” lafını bir de ben kullanmak istemezdim. Ama ülkede bugün yaşadığımız durum tamamen bu lafın makro ölçekte gerçeğe dönüşmüş hali. Çünkü “benim babam senin babanı döver” mantığı içinde güçlü bir adalet algısı da taşır, her ne kadar çocukça olsa da. Çocuklar kendi aralarındaki sürtüşmeleri kavgaya dönüştürmekte pek sakınca görmezler. Bu kavgalar çığrından çıktığında, güçlü çocuk zayıfı fena benzettiğinde örneğin, zayıf arkadaşımız babasını çağırmakta sakınca görmez. Peki güçlü taraf olsa da babanın karşısında aciz kalan çocuk ne yapacaktır? O da babasını çağırırsa? Bu noktada işte o hayati söz devreye girer, kimin babası diğerininkini dövecektir? Çocuklar arasındaki ihtilafın nihai çözümü, biri diğerini dövecek olan babaların kavgasına kalmıştır.

AKP’yle bürokratik elitler arasındaki kavga da, aynı çocuksuluğa varıyor. Demokratik yollar bürokratik cepheyi yıldıramadı. Halka “Hitler de seçimle geldi” veya “Bunlar devleti ele geçirecek, takiye yapıyorlar” argümanlarını sunmak zor olmadı onlar için. Diğer taraftan, bürokrasinin e-muhtıra gibi demokrasi dışı kanalları kullanması da AKP’nin elini güçlendirmekten öteye gidemedi. Geriyeyse bir çözüm yolu kaldı: Kimin hukuku diğerini dövecek? Hukuk çok önemli, çünkü halk nezdinde meşruiyeti çok yüksek, adalet mülkün temeli ne de olsa. Bu yüzden iki taraf da kartlarını akıllıca oynamaya başladı. Bürokrasi, kendi sivil kanadından başka bir şey olmayan Yargıtay’ı harekete geçirdi, AKP de yine nispeten kendi güdümünde olan polis teşkilatını hızlıca devreye soktu. Benim dikkat çekmek istediğim nokta şu; kavga yargıya taşınmışsa da, aslında sadece form değiştirdi. Hukuk süreci yine aynı paranoyalar temelinde ilerliyor. AKP’ye açılan dava, kanıt diye sunulan, halbuki muhafazakar bir parti için gayet doğal olan kimi konuşma ve uygulamalara dayandırılıyor ve dönüp dolaşıp “AKP’nin aslında takiye yaptığı” noktasında düğümleniyor. Karşı safta da durum benzer. Ergenekon operasyonu gerçekten önemli, ama AKP bunu “bizden olmayan darbecidir” söylemine dayandırmaktan geri durmayarak, liberal/demokrat kamuoyunu kendi saflarında tutma hesabı yapıyor. Kısacası ülkenin kaderi, kimin hukukunun diğerininkini döveceğine kilitlenmiş durumda. Devletin zirvesindeki iki taraf da aslında adalet değil adaletsizlikten daha fazla pay isterken, -daha önce de söylemiş bulunduğum gibi- bundan rahatsız olan herkese üçüncü bir yol açmak düşüyor.
Mar
22
Gündem, Ergenekon, Gözaltılar Ve Hukuka Saygı
Filed Under demokrasi, güncel, siyaset | Leave a Comment
Uğur
Gene her şeyin birbirine karıştığı bir gündem sardı sarmaladı bizleri. Şaşmamak gerekiyor, ülkemin araştırmacı-yazarlarının yarısının paranoyak olmasına zira insanı paranoyak yapacak derecede sarmal ilişkiler düzeni yaşadığımız bu demokratik(!) düzen. Hepinizin malumu önce işgüzar başsavcı AKP için kapatma davası açtı. İlk defa karşılaşılan bir şey değildi siyasi iradenin, hukuki müdahaleye uğraması. Bu ülkede her şey önce insanlar tarafından açılır sonraysa ya asker ya da bağımsız(!) yargı gelir kapatır. Ama kapatanlar bir türlü anlayamaz ikinci açılışın daha şaşalı ve de güçlü ola
cağını. Neyse muhalefet çok sakin ve soğukkanlıydı kapatmaya neden olacak kadar güçlü olan hukuksal gerekçelere dair. Onlar için muhalefet demek ne kadar doğrudur bilemem ama hukuka saygılı tavırları nedeniyle gözlerimi yaşarttıklarını söylemeden geçemeyeceğim. Sonrasında muhafazakâr-anti demokrat ve de sadece türban özgürlükçüleri karşı atağa geçti. Mademki bu ülkede herkes hukuka saygılıydı, biz de işleri hukuk üzerinden yürütelim dediler. Gerçi günahlarını almayayım, belki de bir taciz ritüeli halini alan Ergenekon Çetesi gözaltlılarıyla direkt bir ilgileri yoktur. Ama kesin olan bir şey vardı ki; o da bu gözaltılar karşısında sergiledikleri hukukperver tutum oldu. Bu görüntüleri görünce gerçekten çok duygulanıyorum, içimden aman yarabbi diyorum bir ülkede hukukun üstünlüğü bu kadar mı özümsenir, benimsenir. Yüce Türk adaletine herkesin boynu kıldan ince oluyor, yeter ki bu demoklesin kılıcı rakiplerin üzerinde sallanıyor olsun. Ertuğrul Günay’ın son hukuka saygı kuşağında gösterilen demeci tam da bu anlayışı yansıtıyordu. Partisini
n fundementalist piyasacı anti sosyal reformlarına karşı sessiz kalan bakanımız, hukukun üstünlüğüne saygısını göstermekte gecikmedi. Bazen siyasallaşabilen yargıya, doğru! İşler yapıldığında ne kadar da güvenebileceğini gösterdi.
Aslında çok da fazla konuşmaya, üzerinde düşünmeye gerek yok. Tam anlamıyla, al birini vur ötekine durumu yaşanıyor ülkemizde. Ne muhafazakâr-İslami ne de muhafazakâr laik cephenin elle tutulabilecek bir yanı yok. AKP merkezi çizgisinde kalmak için bir sebep ortada göremezken, CHP de insani safı çoktan terk etmiş gözüküyor. Her gün bu topraklarda akıl almaz olaylar yaşanıyor ve bu akıl almaz olaylar sonucunda kaybeden sürekli demokrasi ve insanlık oluyor. Hukuku el üstünde tutanlar insan haklarına saygıyı sürekli es geçiyorlar. Hem de bu konuda o kadar rahatlar ki herkesi gözünün önünde 83 yaşındaki bir gazeteciye 20 yaşındaki militan muamelesini yapabiliyorlar. Eskiyi çabuk unutan İlhan Selçuk bunu da çabuk affeder belki ama bu muamele de şüphesiz tarihe bir ayıp olarak geçecektir. Bu kadar gözaltı ve de soruşturmadan bir şey çıkma ihtimalini kimsenin ciddiye almıyor oluşu da durumumuzun ironikliği olsa gerek. Gerçi Ergenekon operasyonları sonucunda da mutlaka yeni gelişmeler yaşanacaktır ama onu görebilmek için de cumhuriyetçi cephenin yeni atağını beklememiz gerekecek galiba. Malumunuz iki cephenin futbol maçıymış gibi karşılıklı yaşanıyor siyasi-hukuksal gelişmeler bu ülkede. Velhasıl sürekli bir şeyler oluyor ve daha da önce söylediğimiz gibi bu mücadelede sürekli kaybeden demokrasi oluyor.
Mar
16
iktidarı bizim için kapattım sevgilim…
Filed Under demokrasi, güncel | Leave a Comment
Erman
Daha on beş gün geçmemişti bir askeri yetkilinin “türkiye’de iktidara on – on beş senede bir ayar çekmek gerekir” tadındaki açıklamasının. Daha bir hafta geçmemişti Danıştay başsavcısının bir darbeyi ve üç kişinin idamını övmesinin. Daha çok geçmemişti ergenekon çetesi’nin bağlantılarının ortaya çıkmasının.
Ülke demokrasisi bir parti kapatma dosyasıyla daha karşı karşıya. Bu sefer kapatılan parti tek başına iktidar olan, senelerdir ülkeyi yöneten AKP. Sanırım bu duruma en alışık olanlar da akp yöneticileri çünkü hem eski partilerindeyken benzer bir süreci yaşadılar hem de iktidara geldiklerinden beri kendilerini en çok zorlayan şey politika dışı unsurlar.
Ne demişti ünlü bir grup bilim insanı? “ordu göreve!” İşte iktidar yollarında ana muhalefet partisinden görmediklerini orduculardan gördüler. Öyle ki TSK da bu insanlara “ben de size karşı boş değilim” diyerek patlatıverdi e-muhtırayı seçimler öncesinde. Sonrası malum, akp daha da güçlenerek çıktı. Meydanlara inip onu bunu göreve çağıranlar sokaklarda kalsalar, sokağı anlasalar ya da en azından çaba göstermiş olsalar böylesine ağır bir yenilgi almazlardı. Olsun ama, zaten herkes kömür karşılığında oy vermedi mi bu ülkede? O zaman durmak yok, göreve çağırmaya devam!
Kucağımızda parti kapatma davasını bulduğumuzdan beri süregelen bir tartışma da akp’nin kapatılıp kapatılamayacağı. Şu durumda akp kapatılabilir. Zira “şu durum” dediğimiz “darbecilerin anayasası” buna izin verebilir. Sorun akp’nin kapatılma sorunu değil, türkiye’de hala partilerin tıkır tıkır kapatılabiliyor oluşudur. Mücadele edilmesi gereken kişi Abdurrahman Yalçınkaya değil, 12 eylül darbecilerinin getirdiği anayasa ve onun yarattığı anti-demokratik düzen olmalıdır. Bu mücadelede görevini yerine getirmemiş her sivil, her yurttaş mevcut anti-demokratik düzene hala ortak olmaktadır.
Parti kapatmanın demokratik yönetimlerde uygulanması gereken bir yöntem olup olmadığından ziyade işlevsizliğinden bahsedilmesi de ilginç bir karşıtlık konumu. Halkın faydacılığından dem vuranlar – kimse ben öyle dem vurmam demesin. En kolayından; “oy”+kömür yazıp google’da bir aratın bakalım kaç yazı çıkacak. – demokrasinin temel prensiplerine öylesine faydacı yaklaşıyor ki ruhunu şeytana, oyunu kömüre satanlara nazire yapıp “öyle satılmaz böyle satılır.” diyorlar resmen. “Hani parti kapatınca oy verenleri de kapatılmış olsa tüm parti kapatmalara “evet” diyeceğiz ama gördük ve çok şükür anladık ki partiler kapatılınca oy verenleri kapatılmış sayılmıyor. E onlar sayılmayınca biz de sayılmamış oluruz, iyisi mi hayır diyelim biz parti kapatmaya.” tadında bir günah çıkartma bu.
Hitler’in de iktidara demokratik yöntemlerle gelmiş olması bir süredir ulusalcı cenahın diline pelesenk olmuştu. Bu söylem akp’nin kapatılması iddianamesinde de yer edinmiş kendisine. Söylem o kadar indirgemeci ki, sanki demokratik seçimler bir nazi almanyası’nda bir de türkiye’de yapılıyor. Faşizmle benzerliği net koymadıktan sonra demokratik seçimlerle iktidara gelmiş partiye “nazi” analojisi yapmanın temelini oturtamazsınız. Yok faşizme çalan bir iktidardan bahsetmekte ısrarlıysanız 12 eylül askeri darbesine göz atın. Totaliter rejim Türkiye’ye siyasal partilerle değil -çok partili dönem sonrasını alıyoruz.- TSK ile oluşturulmuştur.
Akp’nin halk iradesi kavramını kendi partisi kapatılmak istenince hatırlaması da ilginçtir. Halk iradesi ne kadar %46 ise bir o kadar da milyonda birdir. Milyonda biri düşünmezseniz, bu fikriyatı yıkmazsanız o karanlık gelir sizi yıkar. Siyasal liberalleşmeyi ekonomik liberalleşme kadar ön plana almayan AKP’nin başına gelen de tam olarak budur. Velhasıl, kasım 2007’de DTP’ye açılan kapatma davasına ses çıkartmayan akp’nin o iradeyi hatırlayıvermesi – Tayyip Erdoğan jargonundan alıntılayarak- manidardır.
301 cemil’in o leziz demokratik demeçleri, Şemdinli davasındaki savcı değişikliği, Hrant Dink davasının üstüne gidilemeyişi, Ergenekon çetesi konusunda yeterli çalışma yapılmayışı, senelerdir ülkeyi yönetenlerin “anayasa değişikliği” mevzusunu ağızlarına sakız edip bir türlü somut çözüm getiremeyişi, türbanlı öğrencilerin üniversitelere girebilmesi için gereken değişikliği dostlar alışverişte görsün şeklinde yapışı ve türbanlı/türbansız herkesi ortada bırakışı – burada türban karşıtı eylemlerin ne kadar demokratik olduğu tartışılır lakin bunların olacağı bilinmeliydi ve anayasa altı senedir hazırlanmış olmalıydı. Gerekli değişiklikler de yeni anayasa içinde sabit/somut şekilde belirtilmeliydi. Bunu yapabilmek için her türlü meşru desteğe/güce sahip akp.-, akp’nin belki de başını duvarlara vurmasına neden oluyor bu günlerde.
TSK’nın e-muhtırası, bu kapatma davası ve geçmişteki benzerleri sürekli “olgunlaşamadığından” dem vurulan kitlelerin mevcut siyasal olgunluklarını yitirmelerine neden olmakta. “Nasıl olsa anayasa mahkemesi ya da genelkurmay başkanı çıkıp bi’şeyler yapar, siyasal mücadelenin ne önemi var.” fikrini zihinlerde oluşmasını sağlar bu müdahaleler.
Türkiye darbecilerin anayasasını değiştirmedikçe, o anayasanın yarattığı çarpık kurumların yetkilerini yeniden düzenlemedikçe bu ve benzer olayları yaşamaya devam edecektir. İktidara talip olanlar somut durumları somut tahliller üzerinden çözümlemeye çalışmadığı müddetçe de bu çarpık, kökten değişikliklere ihtiyacı olan siyasal düzenin hedefi olacaktır.
Feb
4
Pars Narkoterör: Ergenekon Çetesi
Filed Under demokrasi, güncel | 8 Comments
Ængin – Medyanın 4. Güç olduğu hep söylenir ama bu eksiktir, aslında 1. Güçtür. Toplumu manupüle etmek için eldeki en etkili silah medyadır.
Son yıllarda TSK rüşvet yiyen emekli paşalarla, yetki alanındaki ilçeleri çapraz ateşe alan albaylarla, Doğuya giden hakim-savcıların kapısının önünde bomba patlatan generallerle gündeme geldi sürekli. Tabi bu TSK’nın imajını ciddi ölçüde hırpaladı. Üstüne bir de 27 Nisan Muhtırasına rağmen gelen AKP zaferi eklenince TSK gerek güvenilirlik gerekse de bir meşruiyet sorunu ile karşı karşıya kaldı.
Bu meşruiyet sorunu nasıl çözülecek, tabiki toplumu TSK lehine manüpüle ederek. Hangi yolla? Medya yoluyla. Al sana Pars Narkoterör.
Pars Narkoterör’de sadece teröristler Kürtçe konuşuyor. Mesaj açık Kürtler kötüdür ve uyuşturucu kaçırıp PKK’ya yardım eder.
Pars Narköterör’de ülke eyaletlere ayrılmış, bunu yapan kim? Tabiki uyuşturucu kaçakçısı Kürtler!
Pars Narkoterör’de emekli bir paşa var, rüşvet suçundan ordudan atılmış. Fakat diğer emekli paşalar gibi ordu içinde hala etkin. Bu etkinliği kullanan kim? Uyuşturucu kaçakçısı terörist Kürtler! Bu emekli paşa atılgan bir binbaşına rüşvet öneriyor ama atılgan binbaşı kabul etmiyor. Bir de bunu üstlerine iletiyor. İşte yazının en cafcaflı yeri, üst ne diyor. Türk Televizyon Tarihine TSK yalakalığı olarak geçecek sözler: Bu tip şerefsizlerin her yerde bulunabileceğini, bunları açık etmenin ise orduya zarar vereceğini, TSK düşmanlarının bu tip açıkları beklediklerini, gördükleri an saldıracaklarını söylüyor ve bu durumu ordu içinde çözelim diyor. Yani diyor ki, TSK’nın yaptığı yolsuzlukların üzerine gidenler vatan hainidir, TSK’nın içi pek temizdir ama böyle şerefisizler çıkıyor, onları da biz halledelim. Bu konuşmayı yapmadan önce yaptığı Adriyetikten Çin Seddine girişi de zaten nasıl vatansever! olduğunu gösteriyor paşamızın. Hukuk mu, Hukuk Devleti mi? O da ne?
TSK’nın AİHM’ye giden bir dosyası vardı. Komutan, teröristleri takip ediyor fakat teröristler bir köye sığınmayı başarıyor, komutan ise köyü kuşatıp çapraz ateşe alıyor. 6 sivil bu çapraz ateş sırasında ölüyor. Pek tabi olay yerine savcı geliyor. Hukuk devletiyiz ya! Komutanın ifadesini alıyor ve dosyayı kapatıyor. Öyle ya bir subayın ifadesinden daha güvenilir ne olabilir bir hukuk devleti için. Bu olay AİHM’ye gidiyor ve Türkiye adil yargılanma hakkı vermemesi yüzünden mahkum oluyor. Bu olay da sizi de atik binbaşının dağa emniyet kapalı çıkmasıyla yalanlanıyor. Sırf köylüyü vurmamak için emniyet kapalı çıkıyor dağa.
Bir de ordu içindeki bir yapılanma var: adı Pars sanırım bu yapılanmanın, arkasında fona yerleştirilmiş bir Azerbaycan’dan Atlas Okyanusuna Osmanlı Haritası bulunan bir liderleri olan. Vatan savunması için kurulmuş. Ne kadar da Ergenekon Çetesine benziyor. Zaten iki de bir de mehtem marşı çalıyor dizide. Bizi Kuzey Irak’ı işgale mi hazırlıyorlar ne?
Ergenekon demişken bir bakalım: Kim var bu ergenekonun içinde bir emekli paşa, çeşitli rütbeden askerler. Paşa Adriyatikten Çin Seddine paşası, rütbeler dağılmış dizide. Bu kadar benzerlik! Ben mi paranoyağım?
Bir de eski bir bakan var. Özelliği Kürt olması. Tahimin edilebileceği gibi bu da uyuşturucu kaçakçısı. Sen hem adamları bakan yap hem de yemek yedikleri kaba… Olacak şey mi. Bu Kürtlerin hepsi hain canım! Denen şu: Bu ülkede Kürt Bakanlar da oldu ama onu da hainlik için kullandılar. Pes doğrusu.
Değinmemek olmaz. Bir de dizinin tanıtımları dönerken sürekli bir yoldan akan uyuşturu trafiğinin 150 milyar dolarlık ahacminden bahsediliyor ve bunun 5 milyar doları PKK’ya geçse diye devam ediyor, sonra da TSK’nın silah alım bütçesinin 3,5 milyar dolarcık gibi az bir rakam olmasından yakınıyorlardı. Peki soruyorum acaba kaç milyar doları TSK’nın sadık yardımcısı köy korucularının eline geçiyor? Acaba köy korucuları bu kolay ve çok parayı kaybetmemek adına kaosu sürdürmek için kaç köy basıyor? Bunlara da cevap ver Pars! Bir de tarihi vurgu vardı o tanıtımlarda. Hasan Sabbah’a atıf yapılıyordu, tarihin tekerrür ettiğin söylüyorlardı. Tabi aslında bu Kürtler çok pis varlıklar canım, 1000 yıldır böyle, su Orta Asyadan bir kısrak başı gibi uzanan şanlı vatanımızda bir türlü rahat edemedik zaten pis Kürtler yüzünden. Sizin o mavi kanınız yok mu? Siz çok asilsiniz.
Bir de dizide sürekli çalan mehter marşı yok mu, işte o an bitiyorum.
Türkiye herkese yeter, amacı birlikte yaşamak olan, yaşamak olan herkese, fakat kaostan fayda sağlayanlar bunu engellemek istiyor. Korucular köy basıyor, PKK sürekli saldırıyor, televizyonda Pars Narkoterör adlı bir safsata gösteriliyor.
Kısaca yapılan şu: İki taraf varmış gibi gösteriliyor. Uyuşturucu kaçakçısı Kürtler ve Osmanlı Sevdalısı Vatansever Türkler, bunlardan biri olmak zorundasınız, eğer iyilerden yana değilseniz dizineki vatansever paşanın dediğin gibi TSK’yı yıpratmak için fırsat bekleyen demokratlardan oluyorsunuz. Dizinin sloganı “Vatana İhanetin Anatomisi” şeklinde. Dizinin tek doğrı yanı bu. Dizideki kötüler ne kadar hain ise, iyi gösterilenler de o kadar hain.
Nerede Atatürk’ün Kurtuluş Savaşını veren ordusu, nerede?
