Ængin – 14 Mart Grev ve İş Yavaşlatma Eylemi bugün yapılacak. Bunun arkasından ise disiplin soruşturmaları ve belki sürgünler gelecek. Peki bunun1998-1999 Boğaz Köprüleri İş Yavaşlatma Eylemi karşısında memurların ne gibi hakları var? AİHM’nin 17 Temmuz 2007′de verdiği Satılmış ve diğerleri/Türkiye kararıyla tüm Avrupa çapında Memurların sendikal haklarıyla ilgili bir emsal karar verdi. Önce olayı hatırlatalım: 1998-99 yıllarında Boğaz Köprülerinin sözleşmeli personeli iş yavaşlatma ve durdurma eylemleri yapmış ve bunun sonucunda da idarenin uğradığı zararı idareye ödemeye mahkum olmuşlardı. Bunun üzerine personel Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin örgütlenme ve toplanma özgürlüklerini kapsayan 11. maddesine dayanarak, 2001′de Türkiye devleti aleyhine dava açtı. AİHM, Dava konusunda verilen kararda: AİHM, davacıların belli bir süre işi yavaşlatma ve bu çerçevede gişelerden ücretsiz geçişe izin vermelerinin, sendikal haklar içinde yer alan bir genel ortak eylem olarak değerlendirilebileceğine karar verdi. Bu eylemde kamu hizmetinin aksamamasına ve kamu düzeninin bozulmamasına dikkat etmek gibi meşru bir amaçla hareket edildiğine dikkat çekti. Sendikanın işi yavaşlatma eyleminden işvereni daha önce haberdar ettiğini, bu eylemde çalışanların barışçıl toplanma haklarını kullandıklarını belirtti. Yasaların kamu çalışanlarına ortak eylem yapma hakkı tanımadığına dikkat çeken mahkeme, bu nedenle sendikanın kamu emekçilerinin haklarını savunmak için başka barışçıl yöntemlere sahip olup olmadığının bilinmediğini, en azından Türkiye devletinin bu konuda mahkemeye bilgi vermediğini hatırlattı. Sonuç olarak, böyle bir iş ihtilafı sonrasında davacıların tazminat ödemeye mahkûm edilmelerinin, “demokratik bir toplumda” bir gereklilik olmadığına, haklarında tazminat ödeme cezası verilen 47 kişinin 11. maddede öngörülen haklarının çiğnendiğine, bu nedenle Türkiye devletinin mağdurlara toplam 33.615 avro ödemesine oybirliğiyle karar verdi. Bu durum Avrupa’da yankı da buldu ve Fransız Demiryolu Çalışanları grev hakları bulunmamasına rağmen AİHM’nin bu kararına dayanarak iş bıraktı.

AİHM Kararları iç hukukta doğrudan etkili kararlardır ve ayrıca siyasal irade de AİHM’nin verdiği kararlara uygun yasal düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür. Bugün iş bırakan memurların artık en azından bir AİHS güvencesi var.

Anayasa Mahkemesi de Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasası’nın “Kanun dışı greve katılanlara 6 aydan az olmamak üzere hapis ve para cezası verilir” şeklindeki 73. maddesinin iptali istemiyle yapılan başvuruyu yerinde buldu. Söz konusu istemi değerlendiren Yüksek Mahkeme, geçen ay bu maddeyi iptal etti. Fakat sermayenin hükümeti bu iptal sonrasında Temel Ceza Kanunlarına Uyum Kanunu’na bu düzenlemeyi cezasını ağırlaştırarak yeniden ekledi. Yapılan değişiklikle kanun dışı greve verilecek ceza 6 aydan 1 yıla kadar hapis olarak düzenlendi. Anayasa Mahkemesi muhtemeldir ki bu yasayı da iptal edecek.

Umarım bu İş yavaşlatma eylemi Sosyal Güvenlik Yasasının geri çekilmesini sağlar. Eğer amacına ulaşmazsa “Durmak yok yola devam!”

AİHM Kararının Türkçe Çevirisi

Konuyla İlgili Ahmet İnsel Makalesi

Konuyla İlgili Gökhan Candoğan Makalesi

Konuyla İlgili NTVMSNBC Haberi

555K Gösterileri Ængin – Geçmişe sarılmak bugüne ve geleceğe sarılamayanlar için tek yoldur. hem de geçmişi manipüle ederek. olmadığı gibi göstermeye çalışarak.
555k eylemi tamamen bir yeraltı örgütlenme ile gerçekten hiçbir yere haber verilemeden yapılan, etkisi çok büyük olan bir eylemdi, türkiye tarihinde kilometre taşı olan eylemlerden biriydi. öğrenciler kendi araların bu haberi yaymış ve sonunda menderes’e ağır bir darbe indirmişlerdi. amaçları daha fazla demokrasi idi, üniversitedeki baskının yok edilmesi idi.222A Gösterileri
222a eylemini düzenleyen seslerini duyurmak için her yerde bangır bangır bağırdılar, etkilerini güçlendirmek için 222a ismi yoluyla 555k eylemine atıfta bulundular. amaçları daha çok bürokrasi, demokrasi onlar için bir araç, aynen rte için olduğu gibi. onlar bu devletin sahibiyiz diyorlar ve başkasını kabul etmiyorlar, tek vatansever, tek laik, tek modern onlar; onlardan başka herkes hain, yobaz, gerici. buna rağmen 555k ismini kirletmekten geri durmuyorlar. ama yazının başında dedik ya, bugün ve gelecek kalmadı onlar için, bu yüzden onların olmayan bir geçmişe sarılıyorlar. 555k ismini kopya ederek katılımı, etkiyi arttırmaya, kendilerine tarihsel bir arkaplan yaratmaya çalışıyorlar.
türbana karşı olunabilir, kaldı ki onlar gibi fanatik bir tarzla olmamakla beraber ben de karşıyım türbana ama arada kalın da bir çizgi var. bu çizgiye demokrasi deniyor.
1930lu yılların özlemi içineler, mustafa kemal’in tabulaştırmadığı düşünceleri tabulaştırıyorlar. 1929 dünya ekonomik bunalımı uygulamaya konan devletçilik ilkesine sanki kutsal bir şeymiş gibi tapınıyorlar ama bilmiyorlar ki atatürk 1930′a kadar serbest piyasacı bir politika izledi, ya da biliyorlar ama çıkarlarına ters düştüğü için dile getirmiyorlar. dünya görüşleri ve tarih görüşleri de çok kıt, türban konusunda sürekli fransa’yı örnek veriyorlar ama bilmiyorlar ki fransa’da laiklik ancak meryem ile bağrı açık modern fransız kadını mary barışınca toplumsal kabul gördü.
kendi toplumlarını tanımıyorlar, türban’ın o genç kızların evden çıkabilmesi için tek şansları olduğunu, türbanın o kızlar için sokak kapısının anahtarı olduğunu göremiyorlar. tek gördükleri gerek bürokratik gerek toplumsal ve hatta askeri alanda ayrıcalıklarının yok olduğu ve bu yüzden panik halindeler. bu ayrıcalıkları artık toplum taşımıyor, ceberrut başçavuştan, piskopat zabıta komserinden, asabi ceza reisinden, ukala okul müdüründen bıktı.

Marx’ın bir lafı ile bitirelim: “tarih tekerrrür eder ama ilk seferinde trajedi, ikincisinde komedi olarak”