Apr
2
Kemalistlerin Kemalist Ol(a)maması
Filed Under demokrasi, siyaset | Leave a Comment
Ængin - İdris Küçükömer bu ülkede sağ sol sol da sağdır demişti. bu tezat bu konuyla alakalı her konu için geçerli. öyle ki Türkiye’de kemalistim diyenler aslında anti-kemalistler.
Birkaç örnek verelim:
1) Mustafa Kemal vatandaşlık bağını hukusal temele dayandıran ve bildiğim kadarıyla bunu anayasaya koyan ilk liderdir, bugün kendilerine “kemalist” diyenler 301′i savunuyor, her türlü etnik çeşitliliğe karşı çıkıyor.
2) Atatürk 1924′de yasa çıkartıp askerlerin siyasete karışmasını engelliyor, ya asker olursunuz ya milletvekili diyor. bugün kendilerine “kemalist” diyenler tsk olsun da çamurdan olsun anlayışındalar. tek güvendikleri, inandıkları kurum tsk. darbeye bile sıcak bakanlar var. hatta çok daha ileri gidip 1 milyonu aşkın bir sivil kalabalık önünde, o kalabalığın gücünü, iradesini, orada oluş amacını hiçe sayarcasına “tabiki kemalist ordu konuşacak” şeklinde konuşabilen “kemalist!” üniversite hocaları var. halk konuşuyor orda sana ne oluor demek istiyorum kendisine buradan.
3) Atatürk ömrü boyunca çok partili rejim için çabalamış, tabi şartların gerektirdiği vesayet rejimine aykırı olmayacak şekilde. fakat ortada bir istek var: o da çok partili rejim. bugün kendini “kemalist!” addedenler kemalizm için parti kapatmak için ellerindden geleni ardlarına koymuyorlar. örneğin gün itibari ile toplamda halkın toplam yüzde 51 oyunu almış partiler hakkında kapatma davaları derdest.
4) Ulu önder bu ülkenin bir hukuk devleti olmasını istedi. o yüzden çok hukuklu düzene son verdi. modern yasaları iktibas etti. ülkenin her köşesine adliye sarayları kurdurttu. sırf ülkede hukuka güven oluşsun diye.
bugün ise “kemalistler!” hukuk devletinin yan yana asla var olamayacağı, hukuk devletinin tam anlamıyla karşıtı olan derin devleti- ergenekon çetesini koruyorlar, kemalizm adına!
Bütün bunları kemalizm adı altında yapıyorlar ya, hiç utanmadan, sıkılmadan. gerçi niye utansınlar, onlar bu ülkenin asli sahibi, bizler onların tabiyetindeyiz. Böyle düşünüyolar. Yıldırım Türker “Kemalist Kişilik Bozukluğu” teşhisinde ne kadar haklı.
Mar
22
Benim Hukukum Senin Hukukunu Döver
Filed Under demokrasi, siyaset | Leave a Comment
Hakan
Pek çok kötü espriye malzeme olan “benim babam senin babanı döver” lafını bir de ben kullanmak istemezdim. Ama ülkede bugün yaşadığımız durum tamamen bu lafın makro ölçekte gerçeğe dönüşmüş hali. Çünkü “benim babam senin babanı döver” mantığı içinde güçlü bir adalet algısı da taşır, her ne kadar çocukça olsa da. Çocuklar kendi aralarındaki sürtüşmeleri kavgaya dönüştürmekte pek sakınca görmezler. Bu kavgalar çığrından çıktığında, güçlü çocuk zayıfı fena benzettiğinde örneğin, zayıf arkadaşımız babasını çağırmakta sakınca görmez. Peki güçlü taraf olsa da babanın karşısında aciz kalan çocuk ne yapacaktır? O da babasını çağırırsa? Bu noktada işte o hayati söz devreye girer, kimin babası diğerininkini dövecektir? Çocuklar arasındaki ihtilafın nihai çözümü, biri diğerini dövecek olan babaların kavgasına kalmıştır.

AKP’yle bürokratik elitler arasındaki kavga da, aynı çocuksuluğa varıyor. Demokratik yollar bürokratik cepheyi yıldıramadı. Halka “Hitler de seçimle geldi” veya “Bunlar devleti ele geçirecek, takiye yapıyorlar” argümanlarını sunmak zor olmadı onlar için. Diğer taraftan, bürokrasinin e-muhtıra gibi demokrasi dışı kanalları kullanması da AKP’nin elini güçlendirmekten öteye gidemedi. Geriyeyse bir çözüm yolu kaldı: Kimin hukuku diğerini dövecek? Hukuk çok önemli, çünkü halk nezdinde meşruiyeti çok yüksek, adalet mülkün temeli ne de olsa. Bu yüzden iki taraf da kartlarını akıllıca oynamaya başladı. Bürokrasi, kendi sivil kanadından başka bir şey olmayan Yargıtay’ı harekete geçirdi, AKP de yine nispeten kendi güdümünde olan polis teşkilatını hızlıca devreye soktu. Benim dikkat çekmek istediğim nokta şu; kavga yargıya taşınmışsa da, aslında sadece form değiştirdi. Hukuk süreci yine aynı paranoyalar temelinde ilerliyor. AKP’ye açılan dava, kanıt diye sunulan, halbuki muhafazakar bir parti için gayet doğal olan kimi konuşma ve uygulamalara dayandırılıyor ve dönüp dolaşıp “AKP’nin aslında takiye yaptığı” noktasında düğümleniyor. Karşı safta da durum benzer. Ergenekon operasyonu gerçekten önemli, ama AKP bunu “bizden olmayan darbecidir” söylemine dayandırmaktan geri durmayarak, liberal/demokrat kamuoyunu kendi saflarında tutma hesabı yapıyor. Kısacası ülkenin kaderi, kimin hukukunun diğerininkini döveceğine kilitlenmiş durumda. Devletin zirvesindeki iki taraf da aslında adalet değil adaletsizlikten daha fazla pay isterken, -daha önce de söylemiş bulunduğum gibi- bundan rahatsız olan herkese üçüncü bir yol açmak düşüyor.
Mar
22
Gündem, Ergenekon, Gözaltılar Ve Hukuka Saygı
Filed Under demokrasi, güncel, siyaset | Leave a Comment
Uğur
Gene her şeyin birbirine karıştığı bir gündem sardı sarmaladı bizleri. Şaşmamak gerekiyor, ülkemin araştırmacı-yazarlarının yarısının paranoyak olmasına zira insanı paranoyak yapacak derecede sarmal ilişkiler düzeni yaşadığımız bu demokratik(!) düzen. Hepinizin malumu önce işgüzar başsavcı AKP için kapatma davası açtı. İlk defa karşılaşılan bir şey değildi siyasi iradenin, hukuki müdahaleye uğraması. Bu ülkede her şey önce insanlar tarafından açılır sonraysa ya asker ya da bağımsız(!) yargı gelir kapatır. Ama kapatanlar bir türlü anlayamaz ikinci açılışın daha şaşalı ve de güçlü ola
cağını. Neyse muhalefet çok sakin ve soğukkanlıydı kapatmaya neden olacak kadar güçlü olan hukuksal gerekçelere dair. Onlar için muhalefet demek ne kadar doğrudur bilemem ama hukuka saygılı tavırları nedeniyle gözlerimi yaşarttıklarını söylemeden geçemeyeceğim. Sonrasında muhafazakâr-anti demokrat ve de sadece türban özgürlükçüleri karşı atağa geçti. Mademki bu ülkede herkes hukuka saygılıydı, biz de işleri hukuk üzerinden yürütelim dediler. Gerçi günahlarını almayayım, belki de bir taciz ritüeli halini alan Ergenekon Çetesi gözaltlılarıyla direkt bir ilgileri yoktur. Ama kesin olan bir şey vardı ki; o da bu gözaltılar karşısında sergiledikleri hukukperver tutum oldu. Bu görüntüleri görünce gerçekten çok duygulanıyorum, içimden aman yarabbi diyorum bir ülkede hukukun üstünlüğü bu kadar mı özümsenir, benimsenir. Yüce Türk adaletine herkesin boynu kıldan ince oluyor, yeter ki bu demoklesin kılıcı rakiplerin üzerinde sallanıyor olsun. Ertuğrul Günay’ın son hukuka saygı kuşağında gösterilen demeci tam da bu anlayışı yansıtıyordu. Partisini
n fundementalist piyasacı anti sosyal reformlarına karşı sessiz kalan bakanımız, hukukun üstünlüğüne saygısını göstermekte gecikmedi. Bazen siyasallaşabilen yargıya, doğru! İşler yapıldığında ne kadar da güvenebileceğini gösterdi.
Aslında çok da fazla konuşmaya, üzerinde düşünmeye gerek yok. Tam anlamıyla, al birini vur ötekine durumu yaşanıyor ülkemizde. Ne muhafazakâr-İslami ne de muhafazakâr laik cephenin elle tutulabilecek bir yanı yok. AKP merkezi çizgisinde kalmak için bir sebep ortada göremezken, CHP de insani safı çoktan terk etmiş gözüküyor. Her gün bu topraklarda akıl almaz olaylar yaşanıyor ve bu akıl almaz olaylar sonucunda kaybeden sürekli demokrasi ve insanlık oluyor. Hukuku el üstünde tutanlar insan haklarına saygıyı sürekli es geçiyorlar. Hem de bu konuda o kadar rahatlar ki herkesi gözünün önünde 83 yaşındaki bir gazeteciye 20 yaşındaki militan muamelesini yapabiliyorlar. Eskiyi çabuk unutan İlhan Selçuk bunu da çabuk affeder belki ama bu muamele de şüphesiz tarihe bir ayıp olarak geçecektir. Bu kadar gözaltı ve de soruşturmadan bir şey çıkma ihtimalini kimsenin ciddiye almıyor oluşu da durumumuzun ironikliği olsa gerek. Gerçi Ergenekon operasyonları sonucunda da mutlaka yeni gelişmeler yaşanacaktır ama onu görebilmek için de cumhuriyetçi cephenin yeni atağını beklememiz gerekecek galiba. Malumunuz iki cephenin futbol maçıymış gibi karşılıklı yaşanıyor siyasi-hukuksal gelişmeler bu ülkede. Velhasıl sürekli bir şeyler oluyor ve daha da önce söylediğimiz gibi bu mücadelede sürekli kaybeden demokrasi oluyor.
Mar
21
Devletin Tepesindeki Pembe Dizide Aldatılan Hep Demokrasi
Filed Under demokrasi, güncel | Leave a Comment
Ængin – Ergenekon operasyonu öyle bir hal aldı ki artık ne, ne kadar inanılırı zaten bilemezken şirazeyi iyice kaçırdık. Birilerinin eli birilerinin cebinde, bir başkası öbürünü çekiştiriyor, bu arada devlet dengesini iyice yitiriyor.
Bu sabah yaşanan gözaltılar çok kafa karıştırıcı cinsten: 83 yaşındaki İlhan Selçuk’un evinin sabah 8′de aranması, apar topar gözaltına alınması işi iyice bulandırıyor. Olay ilk kulağa geldiğinde AKP kapatılma davasına karşı yapılmış bir hamle gibi duruyor. Ertuğrul Günay ve Rte’nin açıklamaları da üstüne eklenince sanki bazı taşlar yerine oturur gibi oluyor fakat İlhan Selçuk’un gözaltına bu şekilde alınması işi bulandırıyor: AKP’ye hazırlanmış bir komplodan şüphelenilmesine yol açıyor. Toplumda AKP’nin misilleme olarak bu gözaltıları yaptığı, 83 yaşındaki birini bile apar topar gözaltına aldığı, diktatöryal eğilimlere sahip olduğu kanısını yaratmak için bir oluşturulmuş bir komplo. İşin içine bir de dün Hrant Dink Cinayeti Davasında duruşmada ifade değiştirip üstlerini suçlayan, cinayetin olacağını bilip de önlem almadıklarını söyleyen askerleri eklersek iş iyice karışacaktır.
Tabi çok başka ihtimaller de söz konusu olabilir fakat ne yazık ki en zayıf ihtimal gerçekten hukuki bir soruşturmanın bağımsız bir sonucu olarak gözaltına alınmış olmaları.
Bu gözaltı bir turnosol kağıdı görevi de gördü. 3 gün önce Abdurrahman Yalçınkaya’nın iddianamesini eleştirenlere “Hukuka Saygı” mottosu ile cevap verenler aynı Hukukun kendileri aleyhine verdiği karar karşısında bu kararı veren savcı satılmıştır, bu karar siyasidir şeklinde konuşmaktan beis duymuyorlar. Bu durum onların düşünce evreninin
sığlığı ortaya koyuyor. Bildiğim kadarıyla sadece küçük çocukalar kendilerini dünyanın merkezi sanarlar, fakat siyaseten de ulusalcılar henüz bu olgunluk seviyesindeler. Gerçi bu tip davranışaları AKPliler de sergiliyorbugün, AKP’ye yakın bir gazetenin okuyucu yorumu kısmında “Koskoca AKP’ye kapatılma davası açılıyor, bir gazeteci gözaltına alınmış çok mu?” tarzı örnekleri okuyabiliyoruz.
Velhasılıkelam toplumca henüz demokrasiyi benimseyemedik. Bu arada Ergenekon Operasyonu gibi ülkenin bağırsaklarını temizlemesini umabileceğimiz bir operasyon iç siyasi oyunlara alet edildi ve ne yazık ki bir fırsat daha elden kaçtı. Unutulmamalı ki hukuk hepimize lazım. Bu yaşanan durum bize bunu kanıtladı. Hukukun olmadığı yerde orman kanunları geçerli olur. Bugün Türkiye’de olduğu gibi.
Devletin tepesindeki pembe dizileri andıran iktidar savaşında henüz kazanan yok fakat kaybeden daha ilk rauntta belli oldu: Demokrasi. Tehlikenin Farkında mısınız?
Feb
13
Ængin – Son günlerin çok moda bir sözü, vatanın tehlikede olduğu durumlarda gerisinin önemsiz olduğunu anlatıyor: “Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır”. Çok doğru bir söz; fakat sık sık yanlış anlaşılmalara sebebiyet veriyor. Sebebi cümlede bir zamirin kullanılmış olması: “Gerisi”
Nedir o gerisi? Neleri kapsar. Bu sözü doğru anlamak için cümledeki gerisi zamirinin ne anlama geldiğini iyi anlamak zorundayız. Bu cümleden tam olarak anlaşılamadığına göre, Mustafa Kemal’in bunu söylediği Kurtuluş Savaşı Devrinde neleri göz ardı edip teferruat saydığına, neleri ise çok önemsediğine bakmamız gerekiyor.
Örneğin yasalar, örneğin o yasaların yapıldığı TBMM yani geniş anlamda “HUKUK”. Bunlar Mustafa Kemal’e göre teferruat mıdır? Hiç sanmıyorum. Atatürk mecliste onca muhalifi olmasına rağmen her zaman meclisin kararları ile hareket etmiştir. Tarihten birkaç örnek verelim: Meclis Başkomutanlık Yasasını uzatmak istemediğinde Atatürk’ün önünde 3 seçenek vardı. Ya orduya emir verecek ve meclisi kapattıracak, ya meclisin iradesi karşısında geri çekilecek ya da meclis içi mücadelesini sürdürecekti. O 3. yolu tercih etti. Ne orduyu kullanarak meclisi bastı ne de geri çekildi, mücadele etti, mecliste mücadele etti. Ve kazandı. Başkomutanlık Yasasını meclis kararı ile uzattı. O Başkomutanlık Yasası eğer çıkmasaydı belki savaş kaybedilecekti, işte bu kadar önemli bir yasaydı, ölüm kalım meselesiydi. Fakat Atatürk yine de bu işi meşru hukuki yollardan halletti. Yoksa basitti, 2 tane muhalifi vurdurturdu, bunu da devletin bekası ve Türklük ve Müslümanlık için yapıldığını söyletirdi tetikçisine. Aynı bugün yapılanlar gibi.
Yine bu davranışı Kurtuluş Savaşı sırasında sık sık görüyoruz, 1. Meclisin sürekli bir yasama faaliyeti içinde olması bunun en iyi göstergesi. Peki Atatürk istese elindeki orduyla meclisi susturamaz mıydı? Sustururdu hem de çok kolaylıkla.
Peki yasalar, meclis ve dolayısıyla hukuk Atatürk tarafından hiçbir zaman teferruat sayılmadığına göre teferruat olan ne? Yine onun davranışlarına bakarak anlayacağız. Atatürk savaşlar boyunca hem kendi canını hem de askerinin canını gerektiğinde tehlikeye atmaktan korkmadı. Çanakkale’de askerlerine ölmeyi emretmesi, kendisinin her zaman çağdaşlarının aksine ön cepheye yakın durması bize Atatürk’ün söz konusu vatan olduğunda canının, canımızın teferruat olduğunu bize anlatmasıdır. Söz konusu vatansa, canımız, rahatımız, paramız, zevklerimiz, mallarımız her şey teferruattır, teferruat olmayanlar ise genel olarak Hukuk kavramının içine giren kavramlardır.
Peki bugün kendilerine “Kemalist” demeyi çok seven faşist zevat neyi savunuyor. Ergenekon mu dediniz? Tabi tabi, bu vatan için kurşun atan da kurşun yiyen de şereflidir değil mi? Ulusalcı olduğu iddiasındaki biri ötekini susturmak için derine iniyor, hukuku teferruat sayıyor, çiğniyor ve ondan sonra utanmadan Kemalist olduğunu iddia ediyor. İnsanda biraz utanma olur.
Atatürk bize muasır medeniyeti işaret ederken –devlet bazında- herhalde Hukuk Devletini hedef göstermişti, derin devleti değil.
