Apr
5
İlhan Ağabey; Türk Solunun Simge İsmi
Filed Under güncel, siyaset | Leave a Comment
Uğur
Medyadan takip edebildiğimiz haberler kadarıyla bundan tam 1 hafta önce rahatsızlığından dolayı hastaneye kaldırıldı İlhan Ağabey. Ondan öncesini hatırlayanlar da pek tabii ki sabaha karşı 4 sularında evinden alınışını ve de zorlu bir sorgu sürecinden geçirilişini hatırlayacaklardı. Duayen gazetecimizin Amerikan Hastanesi’ne yatırılmış olması da hakkındaki haberlerin içinde yatan ayrıntılardan biriydi. Pek önemli bir ayrıntı değildi ama böylece tehlikenin ‘fazlasıyla’ farkında olan İlhan Ağabey’in zor günler için iyi bir birikim yaptığını da öğrenmiş olduk. Emektar bir gazetecinin düzgün bir kazancı olmuş olması zaten hepimizi mutlu edecek bir şeydi ama sıkı bir Amerikan karşıtlığının bayrağını taşıyan birisinin hatta böyle bir akımın liderinin hastalanınca ‘Amerikan’ Hastanesini tercih etmesi şaşırttı. Aslında şaşırılmaması gerekirdi di mi ya; İlhan Ağabe
y esnek adamdı, kendi işkencecilerini, bombacılarını, Molotofçularını bir hamlede affedivermişti. Sürekli muhalefet yaptığı bir Kültür emperyalizmine hastalandığında kendini teslim etmiş olması da onun için pekâlâ mümkün olabilirdi. Haberdeki diğer bir ayrıntıysa Türk solunun simge isimlerinden biri olarak bahsedilmesiydi kendisinden. Bu da beni bir süre derin düşüncelere gark ettirdi. İlhan Selçuk, Türk solunun simge isimlerinden biriydi. Bunda bir yanlışlık ya da bir terslik vardı. Bir yerlerde anlamsızlaşıyordu bu hitap, bu sıfat. Ne yazık ki anlamsızlık bilginin yanlış olmasından değil bizzat doğru olmasından kaynaklanıyordu ve bu da her şeyi daha da bulanıklaştırıyordu.
İlhan Selçuk’un sol içinde sivrilmeye başlaması şüphesiz ki Yön Dergisi’yle olmuştu ve sonrasında da Devrim Dergisi gelmişti. Hani şu darbe çığırtkanlığı yapmasıyla meşhur olan Devrim Dergisi. Bu derginin yazarlarından, Hasan Cemal daha sonraları askerden darbe yapması için medet umdukları o günleri ve asıl darbenin 12 Mart’ta kendi kafalarına inişini tebessümle anacaktı. Ama gelin görün ki İlhan Ağabey çabuk unutuyordu. Yoksa çabuk affediyor mu demeliydim? Çünkü o, aradan geçen onlarca yıla rağmen hala askerden medet ummaya devam ediyordu. İlhan Ağabey gazetesi aracılığıyla bir şeyler yapmalı diyordu. Ne yapılması gerektiğiyse yine satır altlarında gizliydi! Böyle gereksiz ayrıntılar insanın zihninin içinden bir anda fırlayıveriyordu işte gazete haberlerine birazcık dikkat edince.
Daha sonrasında Yıldırım Türker, gazetesindeki köşesinden İlhan Selçuk’un simgelik durumu için, “ille bir simge olacaksa, demokrasi düşmanlığının, darbeci militarizmin, vahşi jakobenliğin simgesi olduğu daha rahat söylenebilir.” yazacaktı. Ben de soracaktım, İlhan Selçuk Türkiye’deki ayrımcılık, insan hakları ihlalleri, hukuk dışılık, çarpık düzen için ne yaptı? diye. Hukukun gidişatını hukuk dışı yollardan değiştirmekten medet ummak dışında ne yapmıştı İlhan Ağabey? Demokrasi adına bir taş koymak yerine sürekli demokrasinin önüne taş koymak dışında ne yapmıştı İlhan Ağabey? Başında bulunduğu gazeteyle beraber olmayan bir Türkiye gündemi üzerinden insanları en ihtiyaçları olmadığı şekilde kışkırtmak dışında ne yapmıştı İlhan Ağabey? Türkiye’den kopup giderken, kendisiyle beraber bir kitleyi de kopartıp götürmek ve Türkiye’yi AKP karşısında alternatifsiz bırakmak dışında ne yapmıştı İlhan ağabey?
Türkiye’de solun simge ismi olmak için ne yapmıştı İlhan Ağabey?
Gerisi boşluk, aynı Türkiye’deki solun durumu gibi. Aynı İlhan Selçuk’un Türkiye’deki solun simge ismi olması gibi…
Mar
22
Gündem, Ergenekon, Gözaltılar Ve Hukuka Saygı
Filed Under demokrasi, güncel, siyaset | Leave a Comment
Uğur
Gene her şeyin birbirine karıştığı bir gündem sardı sarmaladı bizleri. Şaşmamak gerekiyor, ülkemin araştırmacı-yazarlarının yarısının paranoyak olmasına zira insanı paranoyak yapacak derecede sarmal ilişkiler düzeni yaşadığımız bu demokratik(!) düzen. Hepinizin malumu önce işgüzar başsavcı AKP için kapatma davası açtı. İlk defa karşılaşılan bir şey değildi siyasi iradenin, hukuki müdahaleye uğraması. Bu ülkede her şey önce insanlar tarafından açılır sonraysa ya asker ya da bağımsız(!) yargı gelir kapatır. Ama kapatanlar bir türlü anlayamaz ikinci açılışın daha şaşalı ve de güçlü ola
cağını. Neyse muhalefet çok sakin ve soğukkanlıydı kapatmaya neden olacak kadar güçlü olan hukuksal gerekçelere dair. Onlar için muhalefet demek ne kadar doğrudur bilemem ama hukuka saygılı tavırları nedeniyle gözlerimi yaşarttıklarını söylemeden geçemeyeceğim. Sonrasında muhafazakâr-anti demokrat ve de sadece türban özgürlükçüleri karşı atağa geçti. Mademki bu ülkede herkes hukuka saygılıydı, biz de işleri hukuk üzerinden yürütelim dediler. Gerçi günahlarını almayayım, belki de bir taciz ritüeli halini alan Ergenekon Çetesi gözaltlılarıyla direkt bir ilgileri yoktur. Ama kesin olan bir şey vardı ki; o da bu gözaltılar karşısında sergiledikleri hukukperver tutum oldu. Bu görüntüleri görünce gerçekten çok duygulanıyorum, içimden aman yarabbi diyorum bir ülkede hukukun üstünlüğü bu kadar mı özümsenir, benimsenir. Yüce Türk adaletine herkesin boynu kıldan ince oluyor, yeter ki bu demoklesin kılıcı rakiplerin üzerinde sallanıyor olsun. Ertuğrul Günay’ın son hukuka saygı kuşağında gösterilen demeci tam da bu anlayışı yansıtıyordu. Partisini
n fundementalist piyasacı anti sosyal reformlarına karşı sessiz kalan bakanımız, hukukun üstünlüğüne saygısını göstermekte gecikmedi. Bazen siyasallaşabilen yargıya, doğru! İşler yapıldığında ne kadar da güvenebileceğini gösterdi.
Aslında çok da fazla konuşmaya, üzerinde düşünmeye gerek yok. Tam anlamıyla, al birini vur ötekine durumu yaşanıyor ülkemizde. Ne muhafazakâr-İslami ne de muhafazakâr laik cephenin elle tutulabilecek bir yanı yok. AKP merkezi çizgisinde kalmak için bir sebep ortada göremezken, CHP de insani safı çoktan terk etmiş gözüküyor. Her gün bu topraklarda akıl almaz olaylar yaşanıyor ve bu akıl almaz olaylar sonucunda kaybeden sürekli demokrasi ve insanlık oluyor. Hukuku el üstünde tutanlar insan haklarına saygıyı sürekli es geçiyorlar. Hem de bu konuda o kadar rahatlar ki herkesi gözünün önünde 83 yaşındaki bir gazeteciye 20 yaşındaki militan muamelesini yapabiliyorlar. Eskiyi çabuk unutan İlhan Selçuk bunu da çabuk affeder belki ama bu muamele de şüphesiz tarihe bir ayıp olarak geçecektir. Bu kadar gözaltı ve de soruşturmadan bir şey çıkma ihtimalini kimsenin ciddiye almıyor oluşu da durumumuzun ironikliği olsa gerek. Gerçi Ergenekon operasyonları sonucunda da mutlaka yeni gelişmeler yaşanacaktır ama onu görebilmek için de cumhuriyetçi cephenin yeni atağını beklememiz gerekecek galiba. Malumunuz iki cephenin futbol maçıymış gibi karşılıklı yaşanıyor siyasi-hukuksal gelişmeler bu ülkede. Velhasıl sürekli bir şeyler oluyor ve daha da önce söylediğimiz gibi bu mücadelede sürekli kaybeden demokrasi oluyor.
Mar
21
Devletin Tepesindeki Pembe Dizide Aldatılan Hep Demokrasi
Filed Under demokrasi, güncel | Leave a Comment
Ængin – Ergenekon operasyonu öyle bir hal aldı ki artık ne, ne kadar inanılırı zaten bilemezken şirazeyi iyice kaçırdık. Birilerinin eli birilerinin cebinde, bir başkası öbürünü çekiştiriyor, bu arada devlet dengesini iyice yitiriyor.
Bu sabah yaşanan gözaltılar çok kafa karıştırıcı cinsten: 83 yaşındaki İlhan Selçuk’un evinin sabah 8′de aranması, apar topar gözaltına alınması işi iyice bulandırıyor. Olay ilk kulağa geldiğinde AKP kapatılma davasına karşı yapılmış bir hamle gibi duruyor. Ertuğrul Günay ve Rte’nin açıklamaları da üstüne eklenince sanki bazı taşlar yerine oturur gibi oluyor fakat İlhan Selçuk’un gözaltına bu şekilde alınması işi bulandırıyor: AKP’ye hazırlanmış bir komplodan şüphelenilmesine yol açıyor. Toplumda AKP’nin misilleme olarak bu gözaltıları yaptığı, 83 yaşındaki birini bile apar topar gözaltına aldığı, diktatöryal eğilimlere sahip olduğu kanısını yaratmak için bir oluşturulmuş bir komplo. İşin içine bir de dün Hrant Dink Cinayeti Davasında duruşmada ifade değiştirip üstlerini suçlayan, cinayetin olacağını bilip de önlem almadıklarını söyleyen askerleri eklersek iş iyice karışacaktır.
Tabi çok başka ihtimaller de söz konusu olabilir fakat ne yazık ki en zayıf ihtimal gerçekten hukuki bir soruşturmanın bağımsız bir sonucu olarak gözaltına alınmış olmaları.
Bu gözaltı bir turnosol kağıdı görevi de gördü. 3 gün önce Abdurrahman Yalçınkaya’nın iddianamesini eleştirenlere “Hukuka Saygı” mottosu ile cevap verenler aynı Hukukun kendileri aleyhine verdiği karar karşısında bu kararı veren savcı satılmıştır, bu karar siyasidir şeklinde konuşmaktan beis duymuyorlar. Bu durum onların düşünce evreninin
sığlığı ortaya koyuyor. Bildiğim kadarıyla sadece küçük çocukalar kendilerini dünyanın merkezi sanarlar, fakat siyaseten de ulusalcılar henüz bu olgunluk seviyesindeler. Gerçi bu tip davranışaları AKPliler de sergiliyorbugün, AKP’ye yakın bir gazetenin okuyucu yorumu kısmında “Koskoca AKP’ye kapatılma davası açılıyor, bir gazeteci gözaltına alınmış çok mu?” tarzı örnekleri okuyabiliyoruz.
Velhasılıkelam toplumca henüz demokrasiyi benimseyemedik. Bu arada Ergenekon Operasyonu gibi ülkenin bağırsaklarını temizlemesini umabileceğimiz bir operasyon iç siyasi oyunlara alet edildi ve ne yazık ki bir fırsat daha elden kaçtı. Unutulmamalı ki hukuk hepimize lazım. Bu yaşanan durum bize bunu kanıtladı. Hukukun olmadığı yerde orman kanunları geçerli olur. Bugün Türkiye’de olduğu gibi.
Devletin tepesindeki pembe dizileri andıran iktidar savaşında henüz kazanan yok fakat kaybeden daha ilk rauntta belli oldu: Demokrasi. Tehlikenin Farkında mısınız?
