Ængin – Tarih değişim üzerine kuruludur. Belki de bunu en iyi gören kişi de Atatürk’tür. Kendisinden önce olan ne varsa değiştirmiş, yerine yenisini koymuştur. 1930lardaki Türkiye Cumhuriyeti modernite yolunda emin ve hızlı adımlarla ilerlerken Atatürk de gerektiği yerlerde değişiklikler yapmış. örneğin İzmir İktisat Kongresinde benimsenen liberal ekonomi polikasının yerine bugünkü ulusalcı zevatın kutsadığı devletçilik politikasını 1929 krizine önlem alarak ve liberal ekonominin beklediği atılımı yapamadığını görerek başlatmıştır. Yani Atatürk eskinin yerine koyduğu modern ilkelerde bile gerektiğinde değişiklikler yapmıştır. Dünya 20lerden 30lara geçerken o 20lerde diretmemiştir, 30ları da yakalamıştır.
Ulusalcılar 30larda izlenen başı dik dış politikadan dem vururken hep bu noktayı gözden kaçırmışlardır, 30ların türkiyesi Avrupa’nın çağdaşıydı. 3 aşağı 5 yukarı aynı dili konuşuyordu. Örneğin yurdum ulusalcısının konuşurken satır aralarından anlaşılan, hatta bazılarının da “Atatürk Kerkük ve Musul’u bize almamız için vasiyet etti.” zırvaları ile direk olarak da dile getirdikleri gibi bir irredentist bir politika gütmedi hiçbir zaman. büyük atatürkçü figür Kemal Alemdaroğlu gibi 135bin şehit verir Atina’yı da alırız da demedi. İşte bu yüzdendir ki Atatürk Türkiye’si Avrupa cemiyetinin onurlu bir şahsiyetiydi.
Bir de şu var tabi, acaba Atatürk halktan bu kadar yoğun destek görürken ulusalcılar neden bu kadar marjinal kaldı. Bunu anlamak için de iç politikaya bakmak lazım. Fakat bu yazıda gerek yok, zira ulusalcıların tutumu gün gibi ortada. ayrıca yazmaya gerek yok.

Bugünün ulusalcıları 30larda kalabilmek için atatürk’ü putlaştırmak zorundaydılar -siz facebook’ta dolaşan ünlü “Masadaki liderlerden en dikkat çekeni kim?” sorusunu “Algıda Seçicilik” diye cevaplayabilecek ulusalcı gördünüz mü?- , zira ancak tabu olan bir konu hakkında konuşulmaz. Atatürk’ü de tabu haline getirirlerse orta çağ katolik kilisesinin katolik dünyası üzerindeki etkisine benzer bir etkiyi türkiye üzerinde kuracaklardı. ve Atatürk tabu haline getirildi. Kilisenin dediği gibi Hıristiyanlar için gerekli olan her şey İncil’de yazılıydı ve bir şey eğer İncil’de yazılmamışsa gereksizdi, yani eğer bir konu 30lar itibariyle kemalizm kapsamı içinde değilse gereksizdir, bölücüdür, haincedir. İşte bu yollar ulusalcı zevat bizi hala 30larda tutmak derdinde. Peki 30ları bu kadar çekici kılan ne bu zevat için?
Cevap için 30ların rejimine bakmak lazım. Otoriter bir rejim -bu yüzden Mustafa Kemal’i eleştirmiyorum-. Bürokratik kadro halkı dönüştürmeye çalışıyor. Yani bürokratik kadro önce, halk arkada bir ilerleme yolu var.
Ulusalcılar Atatürk’ü bu şekilde kutsayında onun rejimini 30larda tutup bir de kendi tekellerinde aldıklarında direk olarak o kutsiyetten ve meşruiyetten faydalanmaya başladılar. (°bkz: atatürk ün partisi) bu işten nemalandılar. İşte bu yüzdendir bürokratik sınıfın ve ulusalacıların atatürk’e bu şekilde sarılmasının ve onu 30lara hapsetmesinin nedeni. Fakat bu nedendir ki hem kendilerini bitirecek ve ne yazık ki Atatürk’ü de. Aynı zaman değiştikçe Avrupa ulus devletlerinin tek tek kendi ulusal kiliselerini kurmaları gibi.
Yukarıda da dedim atatürk ile halk hemen uyuşurken bu ulusalcı zevat ile düzelmez bir doku uyuşmazlığı içinde. Sebebi halkın 30larda kalmaması, ne kadar geri kalmış bir halk olsa da dışarıyı da görmesi. Dışarıda yaşayan diğer insanların haklarından haberdar olması. Her yeni kuşağın yadsınamaz biçimde önceki kuşağın ilerisine geçmesi. ve sonuç olarak bürokratik sınıfın marjinalleşmesi. Zaten bu burokratik-ulusalcı tayfa bu yüzden istemiyor ab üyeliğini. bilincindeki böyle bir üyelik kendisinin de tasfiyesini geri dönülmez ve engellemez biçimde sağlayacak. bu yüzden televizyona çıkan bazı aklı evveller Rusya ile Çin ile İran ile işbirliği yapalım diyor, yani demokrasi ile alakası olmayan ülkelerle. Atatürk’e ihanet edercesine, muasır medeiyetin epey uzağındaki ülkelerle. Amaç devleti yitirmemek, zaten halk cahil! elde bir tek devlet var.
Halk bu adamları hiçbir zaman tutmadı, tutmayacak da. acı olan bu adamların Atatürk’ü de kendi tekellerine alarak halk ve Atatütk’ü biribirine yabancılaştırması. Halk artık Atatürk’ü de bunlar gibi darbeci ve elitisit sanacak. Halbuki Atatürk değil miydi milletvekili olmak isteyen askerlere ordudan ayrılmayı şart koşan ve ordu siyasete karışması diye özel kanun çıkartan, atütürk değil miydi sürekli halk ile iç içe olan. bütün bunları önce kendileri unuttular, şimdi de halka unutturuyorlar.

Ængin - İdris Küçükömer bu ülkede sağ sol sol da sağdır demişti. bu tezat bu konuyla alakalı her konu için geçerli. öyle ki Türkiye’de kemalistim diyenler aslında anti-kemalistler.
Birkaç örnek verelim:
1) Mustafa Kemal vatandaşlık bağını hukusal temele dayandıran ve bildiğim kadarıyla bunu anayasaya koyan ilk liderdir, bugün kendilerine “kemalist” diyenler 301′i savunuyor, her türlü etnik çeşitliliğe karşı çıkıyor.
2) Atatürk 1924′de yasa çıkartıp askerlerin siyasete karışmasını engelliyor, ya asker olursunuz ya milletvekili diyor. bugün kendilerine “kemalist” diyenler tsk olsun da çamurdan olsun anlayışındalar. tek güvendikleri, inandıkları kurum tsk. darbeye bile sıcak bakanlar var. hatta çok daha ileri gidip 1 milyonu aşkın bir sivil kalabalık önünde, o kalabalığın gücünü, iradesini, orada oluş amacını hiçe sayarcasına “tabiki kemalist ordu konuşacak” şeklinde konuşabilen “kemalist!” üniversite hocaları var. halk konuşuyor orda sana ne oluor demek istiyorum kendisine buradan.
3) Atatürk ömrü boyunca çok partili rejim için çabalamış, tabi şartların gerektirdiği vesayet rejimine aykırı olmayacak şekilde. fakat ortada bir istek var: o da çok partili rejim. bugün kendini “kemalist!” addedenler kemalizm için parti kapatmak için ellerindden geleni ardlarına koymuyorlar. örneğin gün itibari ile toplamda halkın toplam yüzde 51 oyunu almış partiler hakkında kapatma davaları derdest.
4) Ulu önder bu ülkenin bir hukuk devleti olmasını istedi. o yüzden çok hukuklu düzene son verdi. modern yasaları iktibas etti. ülkenin her köşesine adliye sarayları kurdurttu. sırf ülkede hukuka güven oluşsun diye.
bugün ise “kemalistler!” hukuk devletinin yan yana asla var olamayacağı, hukuk devletinin tam anlamıyla karşıtı olan derin devleti- ergenekon çetesini koruyorlar, kemalizm adına!

Bütün bunları kemalizm adı altında yapıyorlar ya, hiç utanmadan, sıkılmadan. gerçi niye utansınlar, onlar bu ülkenin asli sahibi, bizler onların tabiyetindeyiz. Böyle düşünüyolar. Yıldırım Türker “Kemalist Kişilik Bozukluğu” teşhisinde ne kadar haklı.