Ængin – Aysun Kayacı geçen hafta gündeme damgasını “Benim oyum neden dağdaki çobanın oyuyla eşit olsun!” cümlesiyle damgasını vurdu. Bunu reklam yapmak için söylemediğini saflığına vererek düşünüyorum. Aslında Aysun Kayacı tarihte hiç dillendirilmemiş ya da uygulanmamış bir sistemden bahsetmedi. Her Parlemento seçiminde herkes oy kullanamadı tarih boyunca, eski Yunanda sadece özgür erkekler, Fransa’da bir dönem aile reisleri fazla oy kullandı, bir dönem üniversite mezunları fazla oy kullandı, Osmanlı’da ve birçok yerde oy kullanabilmek için mülke sahip olmak ve belli bir oranın üstünde vergi veriyor olmak gerekiyordu. Bu sistemler genel olarak 20. yüzyılda son buldu. Yerini eşit oy ilkesine bıraktı. Türkiye’de eşit oy sistemi 1934 yılında Mustafa Kemal tarafından kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi ile uygulamaya girdi.

Haydi Gel Bizimle OlGeçen gün Ceviz Kabuğunda Kanaltürk izleyicilerine bu konu sorulmuş. Cevap olarak Yüzde 80 civarında oy herkesin oyunun eşit olmaması gerektiği yönünde gelmiş. -Gerçi Aysun Kayacı’yı destekleyen Pınar Kür’ü gördükten sonra beklenebilecek bir sonuçtu- Gelen mesajlar da genel olarak profesörle çobanın oyu neden eşit olsun minvalindeki mesajlarmış. Ben sonradan öğrendim ve ne yazık ki şaşırmadım.

Bir önceki yazımda Kemalistlerin Kemalist olamadığımdan bahsetmiştim. Gün geçmiyor ki beni haklı çıkarmasınlar. Atatürk egemenliği sultandan alıp halka veriyor, 1934 Ceiz Kabuğuherkese eşit oy diyor, aradan birkaç 10 yıl geçiyor ve “Atam İzindeyiz!ciler” yani Postmodern CHPliler ezici çoğunlukla herkesin oyu eşit olmasın diyor. E tabi ideolojik temelsizlik böyle noktalara sürüklüyor insanları, Atatürkçülüğü salon toplantıları ile sınırlayan, farklı düşünceye izin vermeyen bir yapı eninde sonunda kendi de düşünemez oluyor ve giderek geriliyor. İşte o yüzden kemalizm hala Türkiye için modern bir ideoloji fakat Kemalistler!(Postmodern Kemalistler) Türkiye’deki en büyük gerici gücü oluşturuyorlar.

Aysun Kayacı’nın saflığı sayesinden dile getirmeye cesaret ettiği görüşü en azından çevremden bildiğim kadarıyla birçok Kemalist paylaşıyordu, bu son Kanaltürk anketiyle de teyit edilmiş oldu. İşte bu görüştür ki iktidar için her şeyi yapacak görüştür. Demokrasi onlar için de istenildiğinde inilebilecek bir tramvaydır bu konuda başkalarından farkları yoktur.Onlara Ergenekoncu yapan, darbeci yapan işte bu düşünce tarzıdır. Bu düşünce tarzı kemalist kişilik bozukluğudur. Yani kendini bu ülkenin tek sahibi sanma ve demokratik yollardan seçilemeyince hakkı yenildiği duygusuna kapılmak, ülke elden gidiyorculuğa başlamak ve bunu engellemek için de ergenekon örtüsü altında amerikan kucağına bile oturabilmektir.

Ængin - İdris Küçükömer bu ülkede sağ sol sol da sağdır demişti. bu tezat bu konuyla alakalı her konu için geçerli. öyle ki Türkiye’de kemalistim diyenler aslında anti-kemalistler.
Birkaç örnek verelim:
1) Mustafa Kemal vatandaşlık bağını hukusal temele dayandıran ve bildiğim kadarıyla bunu anayasaya koyan ilk liderdir, bugün kendilerine “kemalist” diyenler 301′i savunuyor, her türlü etnik çeşitliliğe karşı çıkıyor.
2) Atatürk 1924′de yasa çıkartıp askerlerin siyasete karışmasını engelliyor, ya asker olursunuz ya milletvekili diyor. bugün kendilerine “kemalist” diyenler tsk olsun da çamurdan olsun anlayışındalar. tek güvendikleri, inandıkları kurum tsk. darbeye bile sıcak bakanlar var. hatta çok daha ileri gidip 1 milyonu aşkın bir sivil kalabalık önünde, o kalabalığın gücünü, iradesini, orada oluş amacını hiçe sayarcasına “tabiki kemalist ordu konuşacak” şeklinde konuşabilen “kemalist!” üniversite hocaları var. halk konuşuyor orda sana ne oluor demek istiyorum kendisine buradan.
3) Atatürk ömrü boyunca çok partili rejim için çabalamış, tabi şartların gerektirdiği vesayet rejimine aykırı olmayacak şekilde. fakat ortada bir istek var: o da çok partili rejim. bugün kendini “kemalist!” addedenler kemalizm için parti kapatmak için ellerindden geleni ardlarına koymuyorlar. örneğin gün itibari ile toplamda halkın toplam yüzde 51 oyunu almış partiler hakkında kapatma davaları derdest.
4) Ulu önder bu ülkenin bir hukuk devleti olmasını istedi. o yüzden çok hukuklu düzene son verdi. modern yasaları iktibas etti. ülkenin her köşesine adliye sarayları kurdurttu. sırf ülkede hukuka güven oluşsun diye.
bugün ise “kemalistler!” hukuk devletinin yan yana asla var olamayacağı, hukuk devletinin tam anlamıyla karşıtı olan derin devleti- ergenekon çetesini koruyorlar, kemalizm adına!

Bütün bunları kemalizm adı altında yapıyorlar ya, hiç utanmadan, sıkılmadan. gerçi niye utansınlar, onlar bu ülkenin asli sahibi, bizler onların tabiyetindeyiz. Böyle düşünüyolar. Yıldırım Türker “Kemalist Kişilik Bozukluğu” teşhisinde ne kadar haklı.

Hakan

AKP için açılan kapatma davasının özgül denebilecek bir karakterinin olması, konu hakkında söylenecek pek çok yeni söze imkan verse de, bazı şeyler var ki tekrarlamaktan başka bir şey gelmiyor elden. Örneğin bu kapatma davasının yalnız iktidar değil, muktedir de olmak isteyen AKP’ye devletin başındaki asıl zümrenin haddini bildirme girişimi olduğunu söylemek kimseyi şaşırtmaz. Bu yüzden bu iktidar kavgasını -alakam olmayan siyaset bilimi kavramlarıyla irdelemek de bana düşmediğine göre- din analojisiyle açıklamaya girişmenin konuya yeni bir şey katmayacak olsa da farklı bir boyut kazandırabileceğini düşünüyorum.

AKP’nin kapanmasını elbette sadece yargıtay başsavcısı istemiyor. Aralarında emekçilerin de bulunduğu milyonlarca insan, AKP’nin “dini siyasallaştırma” suçu işlediğini düşünüyor ve ceza kesilmesini zaten talep ediyor. Söz konusu din ve siyaset olunca Türkiye’de kafalar hep karışır, doğaldır. Elbette dinler, dünyaya ve toplum yaşantısına dair kesin yargılar barındırır, ideolojik öğeler içerir. Zaten özellikle hıristiyanlıkta pek çok mezhep siyasi ayrılıklardan doğdu. Peki bu din ve siyaset ilişkisini tersinden okumak mümkün değil mi? Siyasetin dinleşmesinden bahsediyorum. Nitekim ideolojiler de kendi içlerinde dini unsurlar barındırır. Her ideolojinin kendine göre günahları, sevapları, ritüelleri, cennet-cehennem tasavvurları vardır. Türkiye’de de (sanırım bu savım da pek şaşırtıcı olamayacak) kemalizm buna neredeyse kusursuz bir örnek teşkil eder. Günahları-sevapları var demiştim. AKP’nin kapatılma davası da kemalizmin ölümcül günahların birinin -laik olmamanın- cezası değil mi? Ortaçağda engizisyon döneminde cadı olma ihtimali olan herkesi yakarlardı, cadı olduğunun ispatı gerekmiyordu çoğu zaman. Türkiye’de de buna benzer bir durum var. Laik değilsen, zaten yandın. Eğer laik olmadığın ispatlanamıyorsa ama yine de böyle bir şüphe varsa, yine yandın. Çünkü takiye yapıyorsun.

Bu dinin tanrısı elbette Atatürk’tür. Bir milleti “yoktan var etmiştir”. Birdir ve tektir. O’ndan başka kimse bu soyada sahip olma şansına sahip değildir mesela. Kızının bile soyadı Atadan’dır. Hatta vakti zamanında “Kabe Arabın olsun/Bize Çankaya yeter” dizeleriyle bu kutsallık açıkça dile getirilmiştir de Kemalettin Kamu tarafından.

Ritüelleri de mevcuttur kemalizmin. Bunların başında da elbette Anıtkabir ziyaretini sayabiliriz. Minör diyebileceğimiz ritüellerden biri de saygı duruşu. Bu saygı duruşlarından en ilginci, ittihatçıların Almanya’nın giriştiği talandan pay almak için katıldıkları Birinci Dünya Savaşı’nın (ki gayet mantıklı bir şekilde Birinci Paylaşım Savaşı olarak da anılır) cephelerinden biri olan Çanakkale Savaşı’nda olanı. Acaba Çanakkale’de Mustafa Kemal’in etkin rolü olmasa bu savaşı bu şekilde anacak mıydık, bu derece yüceltecek miydik? Zannetmiyorum. Çanakkale Savaşı elbette Türkiye tarihinde küçümsenmeyecek bir öneme sahip, ama acaba şu görüntünün oluşması akılcı mı?

Haberlerde rastlamışsınızdır, Adana’da 18 Mart törenlerinde saygı duruşuna geçildiği sırada, bir suçluyu cezaevine götüren jandarmalar da esas duruşa geçiyor ve fırsat bu fırsat diyen hırsız arkadaş da kaçmaya başlıyor. Sonunda yakalanıyor belki ama bu olay bence tarihimizde bir karamizah örneği olarak yerini aldı, almalı. Belki size de denk gelmiştir, hani kimi dini Türk filmlerinde yer verilen coşku dolu bir sahne vardır: Yiğit bir müslüman evinde namaz kılar. O esnada evi eli kılıçlı kafirler basar. Niyetleri müslüman kahramanımızı öldürmektir, ama kahramanımız oralı olmaz, namazını kılmaya devam eder. Ancak namazı bittikten sonra kılıcını çeker ve kafirleri bir bir öldürür. Bu fotoğraf bana nedense çoktandır unuttuğum bu film sahnesini hatırlattı. Ritüellerini gerçekleştirmek uğruna görevi ikinci plana bırakan kemalistler. Dalgınlıktan diyebiliriz belki, neticede Arabın Kabesine yeğ tutulan Çankaya’da şimdi kemalizm dinine mensup olmayan biri oturuyor örneğin. İktidar da keza onların elinde. Bu yüzden devletin zirvesinde e-muhtıraydı, kapatma davasıydı derken gizli bir mezhep çatışması dönüyor. Jandarmaların kafasının karışık olması makul bu yüzden. Milletçe hepimiz de zaten bu kafa karışıklığı yaşıyoruz.

Benim kafa karışıklığımın sebebiyse biraz farklı. Şöyle açıklayayım: İnsan eğer müslümansa islamı bir bütün olarak kabul etmek zorundadır, Kuran’ın söylediklerinin kimilerine inanıp kimilerine inanmama şansı yoktur. Aksi takdirde kafirdir. Kemalizmde de bunu gözlemliyoruz. Atatürkçülükten en ufak bir sapmaya mahal verilmiyor. Kürt sorunu olsun, ermeni meselesi olsun, siyasal islam olsun herhangi bir problemde derhal devletin temel niteliklerine, yani kemalist öğretilere atıf yapılıyor ve sorun ya görmezden geliniyor, ya öteleniyor ya da şiddetle bastırılıyor. Bu konuda Etyen Mahçupyan’ın “eğer her problemde devletin temeline atıf yapılıyorsa devletin temelinde problem vardır” tespitine katılıyorum. Kafam karışık demiştim: aklımı kurcalayan soru şu, din egemenliğine ve ideolojik tapınmaya dayalı olmayan bir Türkiye mümkün mü? Mümkünse nasıl? Değilse neden?

Ængin – İdeolojilerin zamanla aslından farklılaşması tarihte sık sık görülmüş bir olaydır, biz de 12 Eylül darbesi buna verilebilecek net bir örnektir.

Asker Fetişisti Faşistlerin Kendilerini Kemalist Sanması ne yazık ki 12 Eylül sonrası yaşanan bir sendromdur ve Kenan Evren’in uyguladığı apolitizasyonun olmazsa olmaz tamamlayıcısıdır. Uygulama halkın ve özelde gençlerin apolitize edilmesi, apoitize olmamakta direnen sınırlı sayıdaki 12 EYLÜL REJİMİ İÇİN TEHLİKELİ olanlara karşı da gayet politize ve mobilize bir FAŞİST Gençlik yaratılmasıdır. Bu FAŞİST GençlikOkuma Tembeli Türk Gencinin Aidiyet Arzusunun Sonucu kendisini Atatürkçü-Kemalist sanacak, bu şekilde algılanmasına çalışılacak ve bu yolla meşruluk sağlanacaktır. Bu yolla hala her şeye rağmen gerçekten Kemalist kalabilenler kendilerini bu Kenan Evren çocukları yüzünden farklı tanımlamak zorunda kalacaklardır. Örneğin bir Kemalist faşist damgası yememek için Kemalist olduğunu saklayacak ya da Kemalist sıfatı ile başka bir sıfatı birleştirerek kullanacaklarıdır. Liberter-Özgürlükçü Kemalist, Marksist Kemalist, demokrat Kemalist vs. Bu şekilde de Atatürk üzerinde tekel kurularak bu FAŞİST-KENANİST Gençlik süper meşru bir duruma getirilecektir, hepimiz biliriz ki bu ülkede meşrulaşmanın en kolay yolu Atatürk ile özdeşleşmeye çalışmaktır; fakat onu kendine benzeterek, çoğu zaman söylemediği lafları bile söylemiş gibi göstererek.Asker Fetişisti Gençler

İşin pis tarafı bu gençlerin kendilerini gerçekten Kemalist sanacak olmalarıdır; Kemalizm ile uzaktan yakından alakaları olmamasına rağmen.

Bugün bunu yaşıyoruz. Bu süper meşru, Kemalist görünümlü serbest salınımlı Faşist Gençlik Ergenekon’u savunuyor, gerektiğinde inkar ederek, Veli Küçük gibileri Vatansever ilan ediyor ve 1990ların Susurlukta deşifre olanları savunmak için “Bu vatan için kurşun atan da kurşun yiyen de şereflidir” diyen Tansu Çiller’den daha da komik duruma düşüyor.

Derin Devlet hukukun dışında olan devlettir, sorgulanamaz, dokunulamaz, ancak istifra ettikleri sorgulanır. Derin Devletin olduğu yerde hiçbir vatandaşın can güvenliği yoktur, dedik ya hukuk dışındadır, hukuki müeyyide alanının dışındadır diye. Böyle bir ülkede Atatürk’ün bize amaç gösterdiği hukuk devletinden bahsedemeyiz herhalde. Hukuk devleti herkes için uygulanabilir kurallar olduğu müddetçe vardır.Ülkücü Faşistler İş Başında

Atatürk’ü öyle bir anlarlar ki şaşırmamak elde değildir. Atatürk’ün Bursa Nutkunu kime karşı verdiğinin farkında bile değillerdir. Bursa Nutku devletin ceberutlaşması halinde gençlerin buna karşı durması için gençlere gösterilmiş bir yoldur ama bu fetiş Kemalist gençlik bu nutku ceberut devleti demokratlara karşı savunmak –aslında açık açık saldırmak- için kullanırlar, bunun böyle olduğunu söylerler. E tabi Atatürk de onların tekellerinde, kim onlara karşı çıkabilir değil mi?

ADD’nin forumundan iki adet link: ADD Forumu Ergenekon Çetesi ADD Forumu Youtube

Kenan Evren’in yarattığı bu gençlik yüzünden bir ülkeyi ileri taşıyacak yegane güç olan gençlik ne yazıkki ülkeyi ilerlemekten alıkoyuyor. Bunu yaparken Atatürk’ü kullanmasına ise herhalde Kenan Evren kıs kıs gülüyordur.