Oct
2
Ængin – Yeni bir 6-7 Eylül provası gibi gözüken bir olay bu. Bir liseli, kürtlerin oturduğu bir apartmanın öüne gidip estergon marşı, istiklal marşı’nı yüksek sesle çalıyor, rahatsız olanlar uyarıyor ve olaylar başlıyor. Tepe noktasına gencin ve başka bir vatandaşın dükanının önünde estergon ve istiklal marşı çalının vatandaş tarafından öldürülmesiyle yaklaşılıyor ve bu noktadan sonra kasabada bir Türk-Kürt kavgası başlıyor. Kürtlerin işyerleri ve arabaları yağmalanıyor, jandarma yetersiz kalıyor, kasaba halkı evine Türk Bayrakları asıyor.
Bu arada kasabada 1 ay önce Kürt bir vatandaşa ait bir işyeri kundaklanmış. Bu durum bir prova ihtimalini iyice keskinleştiriyor. Belki yaklaşan yerel seçimler öncesinde milliyetçi oylaı toplamak isteyen birileri, belki çok daha büyük bir hesap.Bu arada Düzce Ağır Ceza Mahkemesi de çok ilginç bir karara imza atıyor: ‘Her şehit için DTP’li öldürülmeli’ denilen köşe yazısını ‘fikir özgürlüğü’ olarak değerlendiren Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kararını mahkeme de ‘isabetli’ buluyor. Bu 2 olay da toplum olarak damarlarımızda hissettiğimiz Kürt önyargısının gün geçtikçe büyüdüğünü gösteriyor. Taraf Gazetesi AltınovaMilliyet AltınovaMilliyet DTP
Mar
20
Demokrasi ve Laiklik ve Türkiye özelinde ek olarak Milliyetçilik
Filed Under demokrasi, siyaset | Leave a Comment
Ængin - konuya demokratik olmayan bir laik rejim mümkün mü gibi kolay bir soruyla girelim. Mümkündür, bir rejim laik olabilir fakat diğer noktalarda demokratik olmamaktadır. örneğin saddam rejimi laik bir rejimdi, çin rejimi de; ancak demokratik oldukları söylenemez. çünkü laikik demokrasi olmasa da yaşayabilmektedir. zira laiklik en basit anlamı ile din işlerinin devlet işlerine karıştırılmaması ve insanların istedikleri dini, inanışı, felsefeyi seçmekte özgür olmasıdır; ama yine aynı insan oturacağı yeri seçmekte, oy vereceği partiyi seçmekte serbest olmayabilir.
Asıl soru, içinde laisizmi barındırmayan bir demokrasi olabilir mi sorusu: tartışma buradadır. Çözüm demokrasi ve laisizmin temel tanımlarını ard arda yapmakta.
Demokrasi, vatandaşların devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir. eşit hak kavramı çok geniştir ve akla gelecek her türlü hak konusunda aynı durumdaki insanların aynı haklara sahip olmasını ifade eder. pek tabi bu haklardan biri de kişinin istediği inanca bağlanma hakkıdır ki laiklik de tam da budur; demokrasinin bileşenlerinden biridir.
laisizmin demokrasinin temel bileşenlerinden biri olduğu düşüncesine getirilen eleştirilerin en dişe dokunur olanı “devletin dini özgürlükler konusunda yaptığı kısıtlamalarla aslında demokrasinin özgürlükçü ruhuyla çeliştiği düşüncesidir”. bu eleştiriye göre devlet laik rejimi korumak adına insanların dininin gereklerini ifa etme özgürlüklerini sınırlayabilmektedir ve bu durum demokrasi dışı uygulamalara yol açmaktadır. hepimiz biliyoruz ki kişilerin özgürlük alanının sınırı diğer kişilerin özgürlük alanıdır. bir kişi dininin gereklerini ifa etmek adına başkalarının özgürlüklerine dokunursa bu durum tabiki demokratik devlet tarafından önlenecektir. bunun dışında ise devlet kişilerin inançlarının gereklerini ifa etme özgürlüklerine dokunamayacaktır.
bu kısmın sonucu olarak demokratik rejimlerin laik olmasının işin doğası gereği olduğunu; fakat laisim nedeni ile yapacağı kısıtlamaların özgürlüğün özüne dokunması ve nihayetinde demokratik toplumun gereklerine aykırı uygulamalara girmesi durumunda da rejimin demokratik olmaktan çıkacağı açıktır.
kısanın kısası her demokratik rejim laiktir; ancak her laik rejim demokratik değildir.
Türk lasizmini değerlendirirken liberallerin yaptığı gibi Avrupa laisizm uygulamalarına bakarak değil onun kendi yapısına bakarak değerlendirme yapmak gerekir. zira hıristiyanlık ve islam farklı özelliklere sahip dinlerdir ve islam çok daha fazla oranda dünyevi hükümler içerir. bu sebeple türk laisizm uygulaması kendine hasdır. örneğin islam’da miras hukuku terekeden erkeğin iki payına karşılık kadına bir pay verilmiştir ve çok açık olarak demokrasiye aykırıdır. Böyle durumlarda mümin çok sert bir laik duvara çarpmaktadır. zira demokratik ve laik rejimde, kişiler cinsiyetlerine göre ayrılamaz ve bu ayrım sebebiyle farklı haklara sahip kılınamaz. peki bu durumda laik devlet ne yapacaktır? kendi yasalarında eşit uygulamayı düzenleyecek ancak kişilerin kendi inançlarına göre de dağıtım yapmasını engellememek için ona özgürce paylaştırabileceği bir miktar verecektir ki bu miktar medeni kanununda hiç de az değildir, yani bu örnekte türkiye doğruyu yapmıştır. türban örneğiyle devam edersek; bu konuda aihm’nin bir kararına göre halkın ezici çoğunluğunun aynı dinden olduğu bir toplumda o dinin özel simgelerinin kamusal alanda taşınması o simgeyi taşımayanlar üzerinde ciddi bir baskı oluşturur. bir nevi türbanlı vatandaş sırf o simgeyi kamusal alana sokarak türban takmayan kişiye-isteyerek veya istemeyerek fark etmez- son dönemlerde mahalle baskısı kavramıyla belirtildiği üzere ben senden daha müslümanım demektedir. demokrasi bir vatandaşın bu duruma düşmesine kesinlikle izin veremez. Sorunun çözümü AİHM gibi sokak-kamusal alan ayrımını yapmak ve kamusal alan içinde de hizmet alan hizmet veren ayrımına gitmektir.
Türk laiklik uygulaması Avrupa uygulaması gibi değildir. Avrupa uygulaması demokrasi ile bağdaşabilirken Türk uygulaması yukarıdaki verdiğimiz 2 örneğe rağmen bir türlü demokrasi ile barışamaz. Sebebi Hıristiyanlık’ın aksine İslamiyetin bir toplum modelini -ümmet- geitrmesidir. Ümmet aynı dinden olan insanları kapsayan ve millet kavramını reddeden bir kavramdır. Millet ile ümmet yan yana barınamaz. Türk laik uygulamasının sorunu tam olarak burda başlar: Milletin yokluğunda. Laiklik ümmete karşı uygulanabilir değildir zira dini dünya hayatından soyutlar, ümmeti ise bir arada tutuan dindaşlıktır. O zaman yapılacak tek şey ümmeti dönüştürmektir. Burada devreye milliyetçilik girecektir elbette. Laikliğin koluna girmiş bir milliyetçilik.
Görüldüğü gibi Türk laikliği dinin devlet kontrolü altına alınmasıyla ve milliyetçilikle birlikte uygulanmak zorundadır. Bu bağlamda asla demokratik değildir. Fakat tarihi kendi koşullarında değerlendirme ilkesi gereği bunn için Mustafa Kemal’i suçlayamayız. O uygulamalar sayesindedir ki bugün ne kadar şikayet etsek de demokratik olma iddiasındaki, hukuk devleti olma iddiasındaki bir devletin vatandaşıyız. Fakat bugün şartlar değişmiştir ve uygulamalar buna ayak uydurmak zorundadır. Uyduramadıkları takdirde temelsiz kalacaklardır ve her bir adım toplumsal tepki uyandıracaktır, uygulayıcılarını marjinalleştirecektir. Bugün yaşadığımız örnek AKP’nin kapatılması davasıdır.
Peki, Ne Yapmalı? Öncelikle artık ümmet olmadığımıza göre milliyetçilik ve laiklik arasındaki bağ ortadan kalkmalı. Bu durum laiklikte bir yumuşama getirecektir. Laikliği müdahillikten koruyuculuğa çevirecektir. Laiklik-Milliyetçilik bağından dolayıdır ki her türlü dini kavram ümmete dönüş olarak aldılanıp sert tepki gösteriliyor. İşte türban. Eğer laiklik salt laiklik olsaydı türban sorunu belki sorun bile olmayacaktı. TSK laiklik bahanesi ile siyasete müdahale ettiğinde beslenebileceği meşruluk kaynağı çok daralacaktı. En basiti laiklik geniş kesimler tarafından daha rahatlıkla benimsenecekti.
Mar
7
Şanlı Tarih!
Filed Under Kategorisiz | Leave a Comment
Ængin - Herkesin kullandığı bir tamlama “Şanlı Tarih”. Çok merak ediyorum ne demektir şanlı tarih. Ya da tarihi şanlı olmayan bir halk var mıdır? Yoksa her halkın tarihi şanlı mıdır? Her halkın tarihi şanlı ise herhangi bir halkın tarihinin şanlı olması neyi değiştirir? Ya da eğer bir halkın tarihi şanlı öbürünün şansız ise bu halklar arasında bugün ne farklar vardır?
“Şanlı Tarih” bir nevi ortak düşman ikamesidir, destekleyicidir. Demokratik olmayan rejimler halkı ortak düşman imgesi önünde birleştirirler. Şanlı Tarih de işte burada bu birleşmenin etkisini arttırmak için kullanılır. Bir ülkücünün Ermeniler için “Bizimle muhattab olabilmesi için tarihinin en az bizim kadar şanlı olması gerekir” demişti. İşte sonuç: Diyaloğa kapalı ve herkese düşman bir gençlik ve toplum.
Her halkın tarihi kendisi için şanlıdır fakat bu şanlılık yöneticiler tarafından kullanılmaya başlandığı andan itibaren çok tehlikeli olur.
Alex İnkeles modern insanının birkaç özelliği:
a) yeni deneyimlere hazır, yenilik ve değişime hazır
b) Yalnız kendi yakın çevresi değil, omun dışında da birçok sorunlar ve konular hakkında kanaatler edinme ve taşıma eğilimde, çevresindeki kanaat ve tutumların çeşitliliğinin farkında, bunları korkusuzca kabul eden
c) Geçmişten çok bugüne yönelik ve geleceğe yönelik
d) Başkalarının haysiyetinin bilincinde, saygı gösterme eğilimi daha güçlü olan insandır.
İşye Şanlı Tarih, kadim millet, seçilmiş halk… gibi kavramlar insanı buradaki özelliklerinden uzaklaştırıyor. Modernlikten alıkoyuyor. Modern olamayan geride kalıyor ve en sonunda yok oluyor. Bu tip popülist kavramlar yok oluşa giden en kısa yollardan biridir. Aklın yolu moderniteden geçer.
