Mar
16
iktidarı bizim için kapattım sevgilim…
Filed Under demokrasi, güncel | Leave a Comment
Erman
Daha on beş gün geçmemişti bir askeri yetkilinin “türkiye’de iktidara on – on beş senede bir ayar çekmek gerekir” tadındaki açıklamasının. Daha bir hafta geçmemişti Danıştay başsavcısının bir darbeyi ve üç kişinin idamını övmesinin. Daha çok geçmemişti ergenekon çetesi’nin bağlantılarının ortaya çıkmasının.
Ülke demokrasisi bir parti kapatma dosyasıyla daha karşı karşıya. Bu sefer kapatılan parti tek başına iktidar olan, senelerdir ülkeyi yöneten AKP. Sanırım bu duruma en alışık olanlar da akp yöneticileri çünkü hem eski partilerindeyken benzer bir süreci yaşadılar hem de iktidara geldiklerinden beri kendilerini en çok zorlayan şey politika dışı unsurlar.
Ne demişti ünlü bir grup bilim insanı? “ordu göreve!” İşte iktidar yollarında ana muhalefet partisinden görmediklerini orduculardan gördüler. Öyle ki TSK da bu insanlara “ben de size karşı boş değilim” diyerek patlatıverdi e-muhtırayı seçimler öncesinde. Sonrası malum, akp daha da güçlenerek çıktı. Meydanlara inip onu bunu göreve çağıranlar sokaklarda kalsalar, sokağı anlasalar ya da en azından çaba göstermiş olsalar böylesine ağır bir yenilgi almazlardı. Olsun ama, zaten herkes kömür karşılığında oy vermedi mi bu ülkede? O zaman durmak yok, göreve çağırmaya devam!
Kucağımızda parti kapatma davasını bulduğumuzdan beri süregelen bir tartışma da akp’nin kapatılıp kapatılamayacağı. Şu durumda akp kapatılabilir. Zira “şu durum” dediğimiz “darbecilerin anayasası” buna izin verebilir. Sorun akp’nin kapatılma sorunu değil, türkiye’de hala partilerin tıkır tıkır kapatılabiliyor oluşudur. Mücadele edilmesi gereken kişi Abdurrahman Yalçınkaya değil, 12 eylül darbecilerinin getirdiği anayasa ve onun yarattığı anti-demokratik düzen olmalıdır. Bu mücadelede görevini yerine getirmemiş her sivil, her yurttaş mevcut anti-demokratik düzene hala ortak olmaktadır.
Parti kapatmanın demokratik yönetimlerde uygulanması gereken bir yöntem olup olmadığından ziyade işlevsizliğinden bahsedilmesi de ilginç bir karşıtlık konumu. Halkın faydacılığından dem vuranlar – kimse ben öyle dem vurmam demesin. En kolayından; “oy”+kömür yazıp google’da bir aratın bakalım kaç yazı çıkacak. – demokrasinin temel prensiplerine öylesine faydacı yaklaşıyor ki ruhunu şeytana, oyunu kömüre satanlara nazire yapıp “öyle satılmaz böyle satılır.” diyorlar resmen. “Hani parti kapatınca oy verenleri de kapatılmış olsa tüm parti kapatmalara “evet” diyeceğiz ama gördük ve çok şükür anladık ki partiler kapatılınca oy verenleri kapatılmış sayılmıyor. E onlar sayılmayınca biz de sayılmamış oluruz, iyisi mi hayır diyelim biz parti kapatmaya.” tadında bir günah çıkartma bu.
Hitler’in de iktidara demokratik yöntemlerle gelmiş olması bir süredir ulusalcı cenahın diline pelesenk olmuştu. Bu söylem akp’nin kapatılması iddianamesinde de yer edinmiş kendisine. Söylem o kadar indirgemeci ki, sanki demokratik seçimler bir nazi almanyası’nda bir de türkiye’de yapılıyor. Faşizmle benzerliği net koymadıktan sonra demokratik seçimlerle iktidara gelmiş partiye “nazi” analojisi yapmanın temelini oturtamazsınız. Yok faşizme çalan bir iktidardan bahsetmekte ısrarlıysanız 12 eylül askeri darbesine göz atın. Totaliter rejim Türkiye’ye siyasal partilerle değil -çok partili dönem sonrasını alıyoruz.- TSK ile oluşturulmuştur.
Akp’nin halk iradesi kavramını kendi partisi kapatılmak istenince hatırlaması da ilginçtir. Halk iradesi ne kadar %46 ise bir o kadar da milyonda birdir. Milyonda biri düşünmezseniz, bu fikriyatı yıkmazsanız o karanlık gelir sizi yıkar. Siyasal liberalleşmeyi ekonomik liberalleşme kadar ön plana almayan AKP’nin başına gelen de tam olarak budur. Velhasıl, kasım 2007’de DTP’ye açılan kapatma davasına ses çıkartmayan akp’nin o iradeyi hatırlayıvermesi – Tayyip Erdoğan jargonundan alıntılayarak- manidardır.
301 cemil’in o leziz demokratik demeçleri, Şemdinli davasındaki savcı değişikliği, Hrant Dink davasının üstüne gidilemeyişi, Ergenekon çetesi konusunda yeterli çalışma yapılmayışı, senelerdir ülkeyi yönetenlerin “anayasa değişikliği” mevzusunu ağızlarına sakız edip bir türlü somut çözüm getiremeyişi, türbanlı öğrencilerin üniversitelere girebilmesi için gereken değişikliği dostlar alışverişte görsün şeklinde yapışı ve türbanlı/türbansız herkesi ortada bırakışı – burada türban karşıtı eylemlerin ne kadar demokratik olduğu tartışılır lakin bunların olacağı bilinmeliydi ve anayasa altı senedir hazırlanmış olmalıydı. Gerekli değişiklikler de yeni anayasa içinde sabit/somut şekilde belirtilmeliydi. Bunu yapabilmek için her türlü meşru desteğe/güce sahip akp.-, akp’nin belki de başını duvarlara vurmasına neden oluyor bu günlerde.
TSK’nın e-muhtırası, bu kapatma davası ve geçmişteki benzerleri sürekli “olgunlaşamadığından” dem vurulan kitlelerin mevcut siyasal olgunluklarını yitirmelerine neden olmakta. “Nasıl olsa anayasa mahkemesi ya da genelkurmay başkanı çıkıp bi’şeyler yapar, siyasal mücadelenin ne önemi var.” fikrini zihinlerde oluşmasını sağlar bu müdahaleler.
Türkiye darbecilerin anayasasını değiştirmedikçe, o anayasanın yarattığı çarpık kurumların yetkilerini yeniden düzenlemedikçe bu ve benzer olayları yaşamaya devam edecektir. İktidara talip olanlar somut durumları somut tahliller üzerinden çözümlemeye çalışmadığı müddetçe de bu çarpık, kökten değişikliklere ihtiyacı olan siyasal düzenin hedefi olacaktır.
Mar
12
12 Mart: Türkiye’nin Miladı
Filed Under demokrasi, siyaset | Leave a Comment
Ængin – Neden böyle bir başlık attık? 12 Mart’ı bu akdar önemli kılan ne? Alt tarafı ordu muhtıra verdi, darbe bile yapmadı!
12 Mart Türkiye’de biriken gerilimin boşaldığı andır. TSK içindeki cuntaların birisi bu darbeyi yapacaktı ve bunu Amerikancı olan cunta kazandı. Bu tarihten itibaren Türkiye tam anlamıyla bir ABD uydusu haline geldi. Dikkat edilirse 12 Mart’tan sonra Türkiye’de halk hareketleri önce azaldı sonra da 12 Eylülile birlikte tamamen yok oldu. İşte bu yüzden milattır 12 Mart.
12 Mart ve getirdikleri iyice analiz edilmeli ve tekrar harekete geçilmelidir. Yoksa Türkiye üzerindeki son insanlar da koyuna dönüşecek.
