Oct
6
Komutanlar Ne Yapıyor/Yapmıyor?
Filed Under demokrasi, güncel | Leave a Comment
Ængin - TSK neden hesap vermez anlamıyorum. Onun iç işleyişi hesap verdiği zaman neden bozulur, eğer bozuluyorsa zaten yapı sorunlu değil midir? TSK neden iamjını her türlü değerden daha üstte görüyor, TSK’nın imajdan daha önde tutması gereken değerler yok mudur? İnsan hayatı gibi. Demokrasi konusuna zaten hiç girmiyorum.
TSK Aktütün baskını ardından soruşturma açmayacak. Bunu açıklayan Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız. Hasan Iğsız bir yandan da basın yoplantısında yaptığı açıklamalarla kayıplara kılıf hazırlıyor: ”
1) “KUŞ UÇSA GÖRÜRÜZ’ DİYEMEYİZ: (Teknik istihbarat eksik mi, sorusu üzerine) Bu konuda sanıyorum bir anlayış farklılığından kaynaklanan ya da teknik düzeyde bilgi eksikliğinden kaynaklanan sıkıntı var. Şimdi şöyle bir anlayış hissediyoruz biz; ‘Eğer bazı teknik imkanlarınız varsa aynı anda her yeri tamamen kontrol altında tutabilirsiniz, orada kuş bile uçsa farkına varabilirsiniz.’ Bu hem Irak’ın kuzeyi için geçerli hem de kendi yurt içimiz için geçerli. Teknik imkanlar bu şekilde çalışmıyor.
Teknik olarak bizim imkanımız her yeri aynı anda kontrol altında alabilecek konumda değil. Dünyada hiçbir yerde de bu mümkün değildir. Böyle bir teknoloji de yok. Biz aynı anda ancak 100- 150 metrelik bir alanı kontrol altında tutabiliriz. Teknik imkanlar sınırlı olduğu için nerenin teknik takibe alınacağı maharet işi oluyor ve arkadaşlarımız bunu başarıyla yapıyor. Ama meteorolojik şartlar da çok önemli. Bir yere baktığımızda tam anlamıyla rontgenini çekmek mümkün değil. ‘Kuş uçsa görürüz’ demek mümkün değil.”
2) ” BEŞ BÖLÜK MERKEZİ TAŞINIYOR: Geçmişte karakolların büyük bir bölümü kaçakçılık düşünülerek çukur yerlere yapılmış. Şimdi terörle mücadeleyi düşünerek oraları emniyete almak için yukarılarda karakollar yapıldı. Aktütün’deki bölük merkezinin bulunduğu yer de savunma açısından hiç uygun değil. Şu anki merkezin solunda bulunan Berçar Tepe’ye yeni merkez binasının inşası için hazırlık sürüyor. Önümüzdeki günlerde temeli atılacak. Gelecek yaza kadar bunun bitirileceğini düşünüyorum. Bunun kararı geçen sonbaharda alındı. Çok kayalık bir bölge olduğu için kaya kırma çalışmaları çok uzun sürdü. Halen de sürüyor.
(O kadar saldırıya maruz kalmasına rağmen neden şimdi taşınıyor, sorusu üzerine) İhtiyaçlara sadece Aktütün olarak bakarsanız çok basit gibi görünüyor. Ama hepsini yan yana getirdiğiniz zaman miktar inanın çok daha fazla. Ucundan başlanılmış, yıllara yayılı olarak yapılıyor. Aktütün gibi toplam beş merkez yeni yerlerindeki yerlerine taşınacak. Bunlar Samanlı, Yeşilova, Umurlu, Alan ve Aktütün’dür. Ancak bu çok zor şartlarda yapılıyor. Oralara istediğiniz zaman iş makinası çıkaramazsınız. Mali imkanlar dikkate alınarak yıllara yayılmış faaliyetler bunlar. Bugün Jandarma Genel Komutanlığı kendi imkanlarıyla yapıyor bu taşınma işlemlerini. Hem daha hızlı hem de ucuz oluyor.”
3) ” SORUŞTURMA YOK: (Buradaki personelile ilgili bir soruşturma var mı? Bayram izininde olanlar olduğu belirtiliyor. Eğer bir soruşturma var ise ne aşamada, sorusu üzerine) Ben buraya 2. Ordu Komutanlığı’ndan geldim. Orada bayramdır, vesairedir diye hiçbir şey yok. Sadece kişilerin kanuni izin hakları vardır. Ama filan bayramdır, biz buradan fazla personel gönderelim şeklinde bir düşünce olamaz. Böyle bir üs bölgesinde personel faaliyetleri açısından hiçbir zaman bir farklılığa rastlamazsınız. TSK’da her türlü olay muhakkak incelenir, değerlendirilir. Eğer bunun içinde sorumluluklar görülmüşse mevzuat ne diyorsa gerekli işlemler yapılır. Bu sadece olumsuz olay ve faaliyetlerde değil, hepsinde yapılır. Neleri doğru, neleri yanlış yaptık bunları ortaya çıkarmak ve ders almak için.
İdari faaliyetlerle hukuki yönü olan faaliyetler var. Bir de bu operasyon tarzı silahlı yönü olan faaliyetler var. Şimdi bunları aynı kaba koyamazsınız. İdari ve hukuki faaliyetlerde beyazlar ve siyahlar vardır. Emirler verilmiştir. Kanunu, yönetmeliği vardır. Bunları yapmıyorsanız doğru yapmamışsınızdır. Ancak askeri faaliyetlerde tek doğru yoktur. Bu normal nizami muharebe şartlarında da tek doğru yoktur. Bizim talimnamelerimiz vardır. Onların başında der ki; ‘Bunlar emredici değildir, sizlerde birikim sağlamak içindir. Bu birikimleri alırsınız, gerçek bir durumla karşılaştığınızda bu birikimlerinize göre davranırsınız’. Nizami muharebede kararı etkileyen birçok unsur vardır. Kişiye göre muharebe alanında farklı kararlar ortaya çıkabilir. Deneyerek doğrusunu bulabilirsiniz. Kendimizi oradaki genç arkadaşın yerine koymamız lazım. Bir şeye doğru ya da yanlış demek çok zor. Bu konuda çok deneyimli kişiler bile gitseler aynı olay hakkında farklı görüş bildirebilirler.”
4) TAMPON BÖLGE ZOR: Irak’ta terör örgütünün işgal ettiği bölge ile bizim aramızda tampon bölge oluşturmak söylendiği kadar kolay değil. Güvenlik bölgesi oluşturmak için buralara birlik bağlamanız gerekir. Acaba buraya ne gibi bir birlik yapısı gerekir, acaba TSK bu kadar birliği ayıracak lükse sahip midir? Biz hudut bölgelerimizde geçiş olabilecek bütün bölgelere oturmuş durumdayız. Yaz kış her türlü iklim şartına rağmen. Bunlara rağmen geçişler olmuyor mu? Oluyor, ama alınan tedbirlerle birçok geçiş, geçiş halinde yakalanabiliyor.
5) BAŞARI ŞEHİT VE KAYIPLARLA ÖLÇÜLMEZ: Başarılı askerler olarak bizler, şehitlerimiz konusunda aile yakınları ve arkadaşları kadar olmasa da hemen onlardan sonra en fazla üzülen kişileriz. Bir şey planlıyorsunuz, uygulamaya geçiriyorsunuz ve bunun sonucunda da bazı evlatlar hayatlarını veriyor. Bunun sorumluluğu çok büyük. Bu kapsamda neler hisettiğimizi bir biz, bir de Allah bilir. Ancak hedefi kayıp vermemek diye koyamazsınız. Eğer bunu böyle yaparsanız, kışlada oturmanız gerekir. Burada önemli olan vazifenin yerine getirilmesidir. Eğer silahlı bir mücadele yapıyorsanız belli riskleri göze alıyorsunuzdur. Başarıyı şehitlerle, kayıplarla ölçmek doğru bir yaklaşım değil.
6) BOŞUNA ŞEHİT OLMADILAR: Eğer biz bu şehitleri de boşu boşuna kaybedilmiş kişiler haline döndürürsek önce onların ruhuna hakaret etmiş oluruz. Onlar kendilerine verilen görevi, her şeylerini ortaya koyarak mücadele ettiler ve de başardılar. Eğer şehit sayısına bakarak olayı yargılamaya kalkarsak Çanakkale’de neler olduğunun bugün hesabını veremeyiz.
Basın toplantısında söylenenlerin hepsi mazeret, klişe. O oldu, bu oldu, yoksa biz en iyiyiz, bizden şüpheniz olmasın. Fakat söylenenlerin arasında zihniyeti ele veren bazı cümleler var:
a) Jandarma Genel Komutanlığı kendi imkanlarıyla yapıyor bu taşınma işlemlerini. Hem daha hızlı hem de ucuz oluyor.
b) Başarıyı şehitlerle, kayıplarla ölçmek doğru bir yaklaşım değil.
Bu basın toplantısı metnini okuduktan sonra aklıma Yaşar Büyükanıt’ın “BBG Evi” açıklaması geldi. TSK PKK’nin en ufak hareketini görüp, anında izleyebiliyordu. Bugün 180 derece dönüş yapılmış bir açıklama yapılıyor. Bu bana ne askerlik matğıyla bağdaşır geliyor ne de dürüstlükle.
Bir karakolun maliyeti mi önemli insan hayatı mı? Ya da başarıyı ne ile ölçeceğiz, TSK’nın elinde bir kriter var mı? Varsa nedir, toplumla paylaşacak mı? PKK’nın hedefi toplumsal huzursuzluk çıkarmakken ve bunun da en uygun yolu TSK’ya mümkün olduğunca şehit verdirmekten geçerken bence PKK başarılı, TSK başarısızdır. PKK toplumun huzurunu kaçırmıştır, TSK toplumun huzurunu koruyamamıştır. Bunun sorumluları gereken ne ise onu yapmalıdır.
Başlıktaki sorunun cevabı, komutanlar bolca mazeret üretiyordur, ne yapmadıkları şimdilik öylece kalsın.
May
28
Ængin – Faşist kavramını son zamanlarda, son zamanlarda kavramını kullandığımız kadar sık kullanıyoruz. Ülke ve dünya çok hızlı değişiyor ve her şey “son zamanlarda” olup bitiyor, yeni sonuçlar doğuruyor son zamanlarda. Faşizm iste bu son zamanların en etkili akımı adı konmadan yayılan ve uygulanan.Ve işte bu dünyadaki bütün faşsitlerin ötekini dışlama ortak noktasına eklemli bir ortak noktası daha var, ötekini yok saymayan,dışlamayanları yani ılımlaları öteki saymak, iç düşman, iç mihrak saymak. Ve iş bu noktaya geldiğinde iki düşman faşist hareket bir anda ortaklaşabiliyor. İki taraftan birindeki ılımlıların güçlenmesi iki faşist tarafı birden tehdit edebildiği için iki düşman birden ılımlılara karşı iki müttefik oluveriyor. Buna da faşizmin gizli eli demek lazım herhalde.
DTP TBMM’ye girdiği vakit kendi adıma çok umutlanmıştım. Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un diyalogdan, barıştan yana söylemleri, biz Türkiye partisiyiz söylemindeki ısrarları, askeri değil siyasi çözüm istiyoruz açıklamaları; bu sırada Leyla Zana gibi Kürt Faşistlerinin partiden uzakta tutulmaları ve giderek marjinalleşmeleri
çok ciddi bir umut ışığı yakıyordu. Fakat işte bu noktada faşizmin gizli eli müdahale etti ve siyaseti yeniden düzenlemeye başladı. Önce Türk tarafı milliyetçilikle gazladıkları kitlelerin tepkisinden çekindikleri için “PKK’ya terör örgütü desinler” ön koşulunu ortaya attılar. DTP tabanı da zamanında Türk ve Kürt faşistleri tarafından milliyetçilikle yüklenmiş olduğundan bunu demelerine imkan yoktu. Ardından Kürt faşistlerin hamleleri geldi, önce parti başkanlığına şahinlerden Demirtaş getirildi. Ardından partili şahinlerin Türk basınında boy boy PKK kamplarında resimleri yayınlandı, 3-4 yerel yönetici saçma açıklamalar yaptı ve ortam gerdirildi, ılımlılar bu yolla köşeye sıkıştırıldı ve en son olarak da Ahmet Türk Ankara’da olmadığı sırada kendisinden habersiz bir şekilde şahinlerden Ayna grupbaşkanvekili seçildi. Bu olay üzerine Ahmet Türk istifa etmek zorunda kaldı.
Çok umut vadeden DTP’nin 9 aylık bilançosu budur. Sonuçta kaybeden ılımlılar değil tüm Türkiye halkı ve Orta Doğu’da yaşayan tüm Türk ve Kürtlerdir. Kazanan çatışmalar üzerinden rant sağlayan faşistlerdir.
Peki kim bu faşistler? Biraz altını dolduralım. PKK ile savaştan rant sağlayan kimler ise onlardır. Savaş sürdüğü müddetçe daha çok ödenek alan, bu yolla kolay oy toplayan, bu yolla halktan haraç toplayan… herkes.
Apr
22
Keşke Bu Ülkeyi Bölmek İsteyenler Olmasa!
Filed Under demokrasi, güncel | Leave a Comment
Ængin – Kendini aklama kalıbı. Biz bunları bunları yaptık ve bunları ve onları da tiktik, hatta şu işlere de bulaştık, sonra oradakilere de işkence yaptık, bunları işten attık dedikten sonra hepsini birden aklamak için kullanılan cümle. “Keşke bu ülkeyi bölmek isteyenler olmasa”. İçeriğinden hiçbir şey anlaşılamayan bu anlamsız ve muğlak cümle o kadar kuvvetli ki bir kısım ulusal duyguları aşırı hassas zevat tarafından sürekli olarak yaptıklarının aklayıcısı olarak kullanılıyor.
Bölmek isteyenler kim sorusunun evabı yok mesela. Böylece cümle herkese karşı kullanılabilir oluyor. Bölmek ne demek bu da belli değil. Böylece her durumda
kullanılmaya müsait hale geliyor cümle. Herkese ve her şeye karşı kullanılabilir bir cümle. Eğer dünyada bir ordu bu cümlenin kuvvetinde aynı anda karadan ve havadan ateşlenebilen ve aynı anda hem hava hem de karada her türlü hedefi vurabilen bir füzeye sahip olsaydı kimse o orduyla baş edemezdi herhalde. Bu cümle de güçlü dedik ya işte bu şekilde güçlü. belli bir hedefi yok, her durumda kullanıbilir ve başarısı garanti. Bu cümle kullanıldığı an karşı taraf vatan haini bir pislik oluyor, katli vacip statüsüne geçiyor.
bu cümlenin kullanım alanı o kadar geniş ki mesela binlerce kişilik bir kalabalığın ortasında sırf o binlerce kişiden biri olduğu için 15 yaşındaki bir çocuğun kolunu kırıverirsiniz ve bir anda “keşke bu ülkeyi bölmek isteyenler olmasa” olur; bir memur bir anayasa paneline atılır ve işten atılır, işte keşke bu ülkeyi bölmek isteyenler olmasa.
bu cümle öyle bir cümleki anayasaya paneline katılmayı, gösteri yürüyüşü yapmayı, bayram kutlamayı, düşünmeyi, konuşmayı bir anda bölücülük sayabildiği gibi çalışma hakkı, gösteri hakkı, vücut bütünlüğünün dokunulmazlığı hakkı, düşünce özgürlüğü hakkı… gibi hiçbir hakkı da iplemiyor, yok sayıyor. ama doğru be yahu keşke bu ülkeyi bölmek isteyenler olmasa.
Cümle içinde bir de pişmanlık, insaniyet öğesi taşırmış gibi yapıyor. Aslında bunları yapmak istemezdik anlamı da vermeye çalışıyor ve karşı tarafta bunları yapanların da insan olduğunu gösterip empati kurdurtmak istiyor. Yani aslında bu ulusal hassasiyetleri çok hassas olan abiler, babalar aslında bütün bunları yapmak istemezlermiş, yaptıklarının haksız olduğunun bilincindelermiş, aslından en bir insan hakları savunucusu onlarmış da ah işte bu ülkeyi bölmek isteyenler olmasaymış.
Mar
1
Bir Bakmışınız Geri Çekilivermişiz(!)
Filed Under güncel, siyaset | Leave a Comment
Uğur
Türk ordusunun Kuzey Irak’tan ya da kamu kurumlarının deyimiyle “Irak’ın kuzeyi”nden ani geri dönüşü herkesi şaşırttı. En iyimseri bile bir 4-5 gün daha geç bekliyordu bu çekilişi. Tabii bu çekiliş de herkesin kafasında bir ‘neden’ sorusu oluşturdu. Her gün peş peşe gelen ‘etkisiz hale getirilmiş’ PKK’lı haberleriyle coşup hızını alamayan medya da durgunlaştı birden elinden oyuncağı alınmış çocuk misali. Herkes gibi benim de kafamda neden soruları var. Gerçi konu T
ürk dış politikası olunca neden soruları hiç eksik olmaz ya, neyse. Bu sorulardan en önemli olanıysa, ABD onayıyla girdiğimiz Kuzey Irak’tan, yine ABD direktifiyle çıkmış olmamızın insanları neden bu kadar şaşırtmış olması. Diğer bir deyişle ABD’den izin alarak girdiğimiz bir operasyon da onun izni kalktığında geri dönmek zorunda kaldığımız gerçeği. Ne yazık ki gerçek bu. Evet biraz sert ve acıtıcı. Öte yandan, bu operasyona ABD onayı olmadan da -ABD’ye rağmen- başlayabileceğimizi düşünen herhangi biri var mıydı? Eğer düşünen vardıysa da bir süre daha düşünmeye devam edebilir, biz de yazımıza böyle düşünmeyenlerle devam edelim.
Öncelikle, bu operasyon olmayan gücümüzü varmış gibi gösterme yanlışlığıyla başladı. Tabi ki Türk ordusunun üst düzeyde yetenekleri var. Ve de uzun yıllardır dağlık bölgelerde terör mücadelesi vermesi bakımından da oldukça donanımlı ve birikimli bir ordu. Ama elini kolunu sallaya sallaya Irak’a girip içlerine kadar istediğin kadar ilerlemek için daha fazlası gerekiyor. Mesela bu gerekenlerden biri de tüm dünyayı bir kenara bırakabilecek bir güce sahip olmak ya da hiç kimseyi dinlemeyecek kadar deli olmak. Dünyada bu güce sahip olan bir tek ABD var. Deliliğe sahip olansa İran ve Kuzey Kore sayılabilir. Cumhuriyet’in kurulduğu 1920’lerden beri uluslar arası ilişkilerde meşru bir aktör olmaya çalışan Türkiye’nin ise iki gruba da dâhil olması da pek mümkün gözükmüyor. Peki, neden öyleymiş gibi davranıldı? Kuşkusuz ki askeri bir operasyon olması kadar siyasi bir iradeydi de bu harekât. Bunun gerekliliği olarak da kendine güveni gerektiriyordu. Türkiye’nin kullandığı üslup bu anlayışın bir tamamlayıcısı olarak düşünülebilir belki, peki bu ani çekiliş ne olarak düşünülecek? Günlerce operasyonun bu mevsimde seçilmesinin stratejik öneminden ve ordumuzun teknik üstünlüğünden bahsedenler, şimdi keskin kış şartları diyorlar. Peki, zaten operasyonu farklı kılan özellik keskin kış şartlarında bile operasyon düzenleyebilmek değil miydi de şimdi insanlar bundan şikâyet ediyor.
Türkiye’yi yönetenler ve orduyu yönetenler de şüphesiz hesaba katmışlardır tüm bunları. Gerçi Türkiye’yi yönetenlerin operasyonun gidişatından pek de haberi yokmuş gibi bir hava yaratıldı ya ben bunu da Türk dış politikasının kolay anlaşılamayacak bir esnek manevrası olarak(!) yorumlamayı tercih ediyorum. Sanırım tek tahmin edilemeyen şey ABD’nin demesiydi. ABD ile ortaklığımız pek bir yoğunlaşmışken, onlar bize süper istihbaratlar ve izinler sağlarken biz de hızımızı alamamış ve de orta doğu’nun tek hâkimi gibi davranmaya başlamıştık. Buna o kadar inanmıştık ki bize bu gücü sağlayanın aynı şekilde a
labileceğini de hesaba katmamıştık. Ama oldu işte. Biz operasyon, Musul, Kerkük, harita, Kıbrıs derken bir de baktık ki geri dönüyormuşuz. Adettendir, şimdi operasyonun aslında planının bu olduğundan(!), başbakan’ın her şeyden haberdar olduğundan(!), ABD’nin geri çekilmeyle hiçbir alakasının olmadığından bahsetmek lazım. Hatta, Irak’a girerken de zaten
ABD onayı almadığımız bile öne sürülebilir. Bu gelişmeleri hesaba katınca bu olasılık da bana pek bir mantıklı(!) geldi.
Feb
22
Uğur
Gergin bir konu Kürt Meselesi; ama gerginlik yaratılarak çözülebilecek bir konu değil ne yazık ki. Şimdi bu operasyonun başlatıldığı haberleri kulağımıza çalındığından beri siyaset bilimiyle ilgilenmiş olanların aklına mutlaka ki saptırma teorisi gelecektir. Gündemin belli bir meselede tıkandığı anda nasıl birden değiştirilebileceğini açıklar bu teori. Önce Irak’a hava harekâtları ve unutularak bilmem kaçıncı sıraya ötelenen AB reformları. Daha sonraysa birden patlak veren türban sorunuyla Kürt sorununun birden unutulması. Ve son olarak da neden sonra türban sorunu iyice krize bağlamışken bu müdahalenin yapılıyor olması. İnsan ister istemez düşünüyor, sürekli sapan ya da saptırılan gündemimizi. Siz de düşünün size de yardımı olur.
Neyse başa dönelim, bu sorun öncelikle gerginlikle çözülemez dedik. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde bu şekilde çözülemedi. Teker teker bakın örneklere, olaylara, sorunlara… Ülkemizde on yılları aşkın bir süredir devam ediyor bu illet. Bu on yıllar boyunca, on binleri aşkın insanı öldürdü bu illet. Mesele ne AB ne de ABD, bu Türkiye ve Kürt meselesi. Kendi içimizde yaşadığımız ve kendi içimizde çözmemiz gereken
bir mesele. Eğer bu operasyon gerekliyse yapılır ki yapılıyor zaten. Askeri güç kimi zaman kaçınılmaz gerekliliktir, bunu kimse ret edemez. Ama askeri gücün kaçınılmaz olduğu kadar kesin olan bir diğer şeyse çıplak gücün etkisinin belli bir yere kadar olduğudur. Defalarca dendiği üzere bu sorunu asıl çözecek adım, siyasal/toplumsal/ekonomik reformu içeren bir kombinasyondan geçer. Bu reformu yapmak da önce siyasi irade sonrasındaysa samimi yöneticiler ister. Askeri çözümse sadece bunun için gerekli zemini oluşturacak bir ön adımdır. Eğer ki bu operasyon başarılı olur ama yine ve yine gerekli adımlar atılmaz ve güneydoğu insanı ülkeye kazandırılmazsa; cumhuriyetin ilk döneminin genel kurmay başkanı Fevzi Çakmak’ın kendi ifadeleriyle Kürt toplumu bir tehdit olarak algılanmaya devam ederse, yapılan bu müdahaleler tıpkı öncekiler gibi bir işe yaramaz ve biz daha çok operasyonları, canlı bombaları tartışırız.
Tüm bunlar yaşanırken yapılması gereken şey sakin olmaktır. Kimseyi dışlamamak, yalnız hissettirmemektir. Unutmamalıdır ki birlik kenetlenmeyle gelir, ayırmak ve ötekileştirmekle değil. Ötekileştirdiğimizden sonsuz sadakat beklemekse sadece çocukça bir hayal olarak kalacaktır. Diğer yandan, devlet de umarım bu mücadelede şehit, gazi düşecek askerlerimize döndüklerinde hak ettikleri değeri verir. İşleri bitmiş birer bozuk silah gibi onları kenara bırakmaz da, bizim de toplumdan dışlanan gazi haberleriyle içimiz bir kez daha burkulmaz. Tabi ki keşke hiç bir askerimiz şehit, gazi olmasa da bizler de bunları düşünmek zorunda kalmasak.
Jan
24
Uğur Mumcu: Kürt Dosyası
Filed Under demokrasi, siyaset | 5 Comments
Ængin Sitede yazdığım ilk yazı hrant ile alakalıydı, bu ikinci yazı ve bu da katledilen bir gazeteci ile alakalı: Uğur Mumcu. Uğur Mumcu benim öldürüldüğünü gördüğüm, kim olduğunu bilecek yaşta olduğum ilk gazeteciydi, annemin haberi duyunca nasılSitede yazdığım ilk yazı Hrant ile alakalıydı, bu ikinci yazı ve bu da katledilen bir gazeteci ile alakalı: Uğur Mumcu. Uğur Mumcu benim öldürüldüğünü gördüğüm, kim olduğunu ağladığını da hatırlıyorum. Demekki önemli biriydi.
Herkes katilleri bulacağız dedi. Sonra da Mehmet Ağar, Güldal Mumcu’ya “bir duvar var ondan bir tuğla çekersem altında kalırız” dedi. Demekki derin devlet işin içinde. Zaten bir yerde Mehmet Ağar’ın lafı geçmişse korkacaksın. Özel harekat falan, aman diyeyim.
Uğur Mumcu ne zaman öldürülmüştü hatırlayan var mı? Tarih olarak değil, hangi olayın peşindeyken. Cevap, Kürt Dosyası kitabını yazmaya çalışırken. Ne diyordu o kitapta Mumcu? PKK ile ilişkisi olan siyasetçiler var diyordu. Bunlar heralde DTPliler değildi. Ne diyordu Mumcu PKK’dan nemalanan siyasetçiler var diyordu.
Buradan hareket edip bir yere varmak gerekiyor. Bir zamanlar bu ülkede bir iktidar vardı. Her seçim sathı mahaline girildiğinde Kuzey Irak operasyonları yapıp milletin oyunu alırdı ve tekrar iktidar olurdu. Seçimlerden sonra bir dahaki seçime kadar da dokunmazdı PKK’ya. Seçimlerden önce tekarar bir operasyon, oylar cepte. Bu döyle iki dönem gitti, milleti PKK operasyonu, Kuzey Irak kamplarının bombalanması ile uyutan iktidar bu arada halkın cebinde ne varsa aldı. En sonunda da başka bir iktidara devretti işi.
Başka örnekler de var ama iyice 301’lik olmamak için söylememek lazım. Zira en babasını söyleyemiyorum. Evet bu ülkede ifade özgürlüğü var!!!
İşi her otoriter rejimin bir düşmana ihtiyacı olduğu şekilde formüle edebiliriz. O ortak düşman sayesinde halk iktidarın çevresinde kenetlenir, öteyi beriyi düşünmez, tek derdi ortak düşmandır. O arada cebinden gidenler cebi tam takır oluncaya kadar onu rahatsız etmez. İşte türkiye’de bunu yaptı. Uğur Mumcu o kitabında bunu dile getirecekti. Birileri bu durumdan rahatsız oldu, onu iktidar öldürdü demiyorum, yanlış anlaşılmasın ama foyalarının ortaya çıkmasından rahatsız olanlar öldürdü, bu çok açık.
O yine de halkına seslendmişti, “Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi”
Eğer Uğur Mumcu yaşasaydı bugün çok farklı bir ülkede yaşıyor olabilirdik, en azından Kuzey Irak’a operasyon bezirganları bu kadar rahat olmazdı. Gönüllerin başkomutanı Ertuğrul Özkök’e öyle laflar ederdi ki özkök utancından yazamazdı heralde. Çok mu iyimserim ne, belki de yazardı hala.


