Ængin - TSK neden hesap vermez anlamıyorum. Onun iç işleyişi hesap verdiği zaman neden bozulur, eğer bozuluyorsa zaten yapı sorunlu değil midir? TSK neden iamjını her türlü değerden daha üstte görüyor, TSK’nın imajdan daha önde tutması gereken değerler yok mudur? İnsan hayatı gibi. Demokrasi konusuna zaten hiç girmiyorum.
TSK Aktütün baskını ardından soruşturma açmayacak. Bunu açıklayan Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız. Hasan Iğsız bir yandan da basın yoplantısında yaptığı açıklamalarla kayıplara kılıf hazırlıyor: ”


1) “KUŞ UÇSA GÖRÜRÜZ’ DİYEMEYİZ: (Teknik istihbarat eksik mi, sorusu üzerine) Bu konuda sanıyorum bir anlayış farklılığından kaynaklanan ya da teknik düzeyde bilgi eksikliğinden kaynaklanan sıkıntı var. Şimdi şöyle bir anlayış hissediyoruz biz; ‘Eğer bazı teknik imkanlarınız varsa aynı anda her yeri tamamen kontrol altında tutabilirsiniz, orada kuş bile uçsa farkına varabilirsiniz.’ Bu hem Irak’ın kuzeyi için geçerli hem de kendi yurt içimiz için geçerli. Teknik imkanlar bu şekilde çalışmıyor.
Teknik olarak bizim imkanımız her yeri aynı anda kontrol altında alabilecek konumda değil. Dünyada hiçbir yerde de bu mümkün değildir. Böyle bir teknoloji de yok. Biz aynı anda ancak 100- 150 metrelik bir alanı kontrol altında tutabiliriz. Teknik imkanlar sınırlı olduğu için nerenin teknik takibe alınacağı maharet işi oluyor ve arkadaşlarımız bunu başarıyla yapıyor. Ama meteorolojik şartlar da çok önemli. Bir yere baktığımızda tam anlamıyla rontgenini çekmek mümkün değil. ‘Kuş uçsa görürüz’ demek mümkün değil.”

2) ” BEŞ BÖLÜK MERKEZİ TAŞINIYOR: Geçmişte karakolların büyük bir bölümü kaçakçılık düşünülerek çukur yerlere yapılmış. Şimdi terörle mücadeleyi düşünerek oraları emniyete almak için yukarılarda karakollar yapıldı. Aktütün’deki bölük merkezinin bulunduğu yer de savunma açısından hiç uygun değil. Şu anki merkezin solunda bulunan Berçar Tepe’ye yeni merkez binasının inşası için hazırlık sürüyor. Önümüzdeki günlerde temeli atılacak. Gelecek yaza kadar bunun bitirileceğini düşünüyorum. Bunun kararı geçen sonbaharda alındı. Çok kayalık bir bölge olduğu için kaya kırma çalışmaları çok uzun sürdü. Halen de sürüyor.
(O kadar saldırıya maruz kalmasına rağmen neden şimdi taşınıyor, sorusu üzerine) İhtiyaçlara sadece Aktütün olarak bakarsanız çok basit gibi görünüyor. Ama hepsini yan yana getirdiğiniz zaman miktar inanın çok daha fazla. Ucundan başlanılmış, yıllara yayılı olarak yapılıyor. Aktütün gibi toplam beş merkez yeni yerlerindeki yerlerine taşınacak. Bunlar Samanlı, Yeşilova, Umurlu, Alan ve Aktütün’dür. Ancak bu çok zor şartlarda yapılıyor. Oralara istediğiniz zaman iş makinası çıkaramazsınız. Mali imkanlar dikkate alınarak yıllara yayılmış faaliyetler bunlar. Bugün Jandarma Genel Komutanlığı kendi imkanlarıyla yapıyor bu taşınma işlemlerini. Hem daha hızlı hem de ucuz oluyor.”

3) ” SORUŞTURMA YOK: (Buradaki personelile ilgili bir soruşturma var mı? Bayram izininde olanlar olduğu belirtiliyor. Eğer bir soruşturma var ise ne aşamada, sorusu üzerine) Ben buraya 2. Ordu Komutanlığı’ndan geldim. Orada bayramdır, vesairedir diye hiçbir şey yok. Sadece kişilerin kanuni izin hakları vardır. Ama filan bayramdır, biz buradan fazla personel gönderelim şeklinde bir düşünce olamaz. Böyle bir üs bölgesinde personel faaliyetleri açısından hiçbir zaman bir farklılığa rastlamazsınız. TSK’da her türlü olay muhakkak incelenir, değerlendirilir. Eğer bunun içinde sorumluluklar görülmüşse mevzuat ne diyorsa gerekli işlemler yapılır. Bu sadece olumsuz olay ve faaliyetlerde değil, hepsinde yapılır. Neleri doğru, neleri yanlış yaptık bunları ortaya çıkarmak ve ders almak için.
İdari faaliyetlerle hukuki yönü olan faaliyetler var. Bir de bu operasyon tarzı silahlı yönü olan faaliyetler var. Şimdi bunları aynı kaba koyamazsınız. İdari ve hukuki faaliyetlerde beyazlar ve siyahlar vardır. Emirler verilmiştir. Kanunu, yönetmeliği vardır. Bunları yapmıyorsanız doğru yapmamışsınızdır. Ancak askeri faaliyetlerde tek doğru yoktur. Bu normal nizami muharebe şartlarında da tek doğru yoktur. Bizim talimnamelerimiz vardır. Onların başında der ki; ‘Bunlar emredici değildir, sizlerde birikim sağlamak içindir. Bu birikimleri alırsınız, gerçek bir durumla karşılaştığınızda bu birikimlerinize göre davranırsınız’. Nizami muharebede kararı etkileyen birçok unsur vardır. Kişiye göre muharebe alanında farklı kararlar ortaya çıkabilir. Deneyerek doğrusunu bulabilirsiniz. Kendimizi oradaki genç arkadaşın yerine koymamız lazım. Bir şeye doğru ya da yanlış demek çok zor. Bu konuda çok deneyimli kişiler bile gitseler aynı olay hakkında farklı görüş bildirebilirler.”

4) TAMPON BÖLGE ZOR: Irak’ta terör örgütünün işgal ettiği bölge ile bizim aramızda tampon bölge oluşturmak söylendiği kadar kolay değil. Güvenlik bölgesi oluşturmak için buralara birlik bağlamanız gerekir. Acaba buraya ne gibi bir birlik yapısı gerekir, acaba TSK bu kadar birliği ayıracak lükse sahip midir? Biz hudut bölgelerimizde geçiş olabilecek bütün bölgelere oturmuş durumdayız. Yaz kış her türlü iklim şartına rağmen. Bunlara rağmen geçişler olmuyor mu? Oluyor, ama alınan tedbirlerle birçok geçiş, geçiş halinde yakalanabiliyor.

5) BAŞARI ŞEHİT VE KAYIPLARLA ÖLÇÜLMEZ: Başarılı askerler olarak bizler, şehitlerimiz konusunda aile yakınları ve arkadaşları kadar olmasa da hemen onlardan sonra en fazla üzülen kişileriz. Bir şey planlıyorsunuz, uygulamaya geçiriyorsunuz ve bunun sonucunda da bazı evlatlar hayatlarını veriyor. Bunun sorumluluğu çok büyük. Bu kapsamda neler hisettiğimizi bir biz, bir de Allah bilir. Ancak hedefi kayıp vermemek diye koyamazsınız. Eğer bunu böyle yaparsanız, kışlada oturmanız gerekir. Burada önemli olan vazifenin yerine getirilmesidir. Eğer silahlı bir mücadele yapıyorsanız belli riskleri göze alıyorsunuzdur. Başarıyı şehitlerle, kayıplarla ölçmek doğru bir yaklaşım değil.

6) BOŞUNA ŞEHİT OLMADILAR: Eğer biz bu şehitleri de boşu boşuna kaybedilmiş kişiler haline döndürürsek önce onların ruhuna hakaret etmiş oluruz. Onlar kendilerine verilen görevi, her şeylerini ortaya koyarak mücadele ettiler ve de başardılar. Eğer şehit sayısına bakarak olayı yargılamaya kalkarsak Çanakkale’de neler olduğunun bugün hesabını veremeyiz.

Basın toplantısında söylenenlerin hepsi mazeret, klişe. O oldu, bu oldu, yoksa biz en iyiyiz, bizden şüpheniz olmasın. Fakat söylenenlerin arasında zihniyeti ele veren bazı cümleler var:

a) Jandarma Genel Komutanlığı kendi imkanlarıyla yapıyor bu taşınma işlemlerini. Hem daha hızlı hem de ucuz oluyor.

b) Başarıyı şehitlerle, kayıplarla ölçmek doğru bir yaklaşım değil.


Bu basın toplantısı metnini okuduktan sonra aklıma Yaşar Büyükanıt’ın “BBG Evi” açıklaması geldi. TSK PKK’nin en ufak hareketini görüp, anında izleyebiliyordu. Bugün 180 derece dönüş yapılmış bir açıklama yapılıyor. Bu bana ne askerlik matğıyla bağdaşır geliyor ne de dürüstlükle.
Bir karakolun maliyeti mi önemli insan hayatı mı? Ya da başarıyı ne ile ölçeceğiz, TSK’nın elinde bir kriter var mı? Varsa nedir, toplumla paylaşacak mı? PKK’nın hedefi toplumsal huzursuzluk çıkarmakken ve bunun da en uygun yolu TSK’ya mümkün olduğunca şehit verdirmekten geçerken bence PKK başarılı, TSK başarısızdır. PKK toplumun huzurunu kaçırmıştır, TSK toplumun huzurunu koruyamamıştır. Bunun sorumluları gereken ne ise onu yapmalıdır.

Başlıktaki sorunun cevabı, komutanlar bolca mazeret üretiyordur, ne yapmadıkları şimdilik öylece kalsın.

Ængin – Kendini aklama kalıbı. Biz bunları bunları yaptık ve bunları ve onları da tiktik, hatta şu işlere de bulaştık, sonra oradakilere de işkence yaptık, bunları işten attık dedikten sonra hepsini birden aklamak için kullanılan cümle. “Keşke bu ülkeyi bölmek isteyenler olmasa”. İçeriğinden hiçbir şey anlaşılamayan bu anlamsız ve muğlak cümle o kadar kuvvetli ki bir kısım ulusal duyguları aşırı hassas zevat tarafından sürekli olarak yaptıklarının aklayıcısı olarak kullanılıyor.
Bölmek isteyenler kim sorusunun evabı yok mesela. Böylece cümle herkese karşı kullanılabilir oluyor. Bölmek ne demek bu da belli değil. Böylece her durumdaVeli Küçük kullanılmaya müsait hale geliyor cümle. Herkese ve her şeye karşı kullanılabilir bir cümle. Eğer dünyada bir ordu bu cümlenin kuvvetinde aynı anda karadan ve havadan ateşlenebilen ve aynı anda hem hava hem de karada her türlü hedefi vurabilen bir füzeye sahip olsaydı kimse o orduyla baş edemezdi herhalde. Bu cümle de güçlü dedik ya işte bu şekilde güçlü. belli bir hedefi yok, her durumda kullanıbilir ve başarısı garanti. Bu cümle kullanıldığı an karşı taraf vatan haini bir pislik oluyor, katli vacip statüsüne geçiyor.
bu cümlenin kullanım alanı o kadar geniş ki mesela binlerce kişilik bir kalabalığın ortasında sırf o binlerce kişiden biri olduğu için 15 yaşındaki bir çocuğun kolunu kırıverirsiniz ve bir anda “keşke bu ülkeyi bölmek isteyenler olmasa” olur; bir memur bir anayasa paneline atılır ve işten atılır, işte keşke bu ülkeyi bölmek isteyenler olmasa.
bu cümle öyle bir cümleki anayasaya paneline katılmayı, gösteri yürüyüşü yapmayı, bayram kutlamayı, düşünmeyi, konuşmayı bir anda bölücülük sayabildiği gibi çalışma hakkı, gösteri hakkı, vücut bütünlüğünün dokunulmazlığı hakkı, düşünce özgürlüğü hakkı… gibi hiçbir hakkı da iplemiyor, yok sayıyor. ama doğru be yahu keşke bu ülkeyi bölmek isteyenler olmasa.
Cümle içinde bir de pişmanlık, insaniyet öğesi taşırmış gibi yapıyor. Aslında bunları yapmak istemezdik anlamı da vermeye çalışıyor ve karşı tarafta bunları yapanların da insan olduğunu gösterip empati kurdurtmak istiyor. Yani aslında bu ulusal hassasiyetleri çok hassas olan abiler, babalar aslında bütün bunları yapmak istemezlermiş, yaptıklarının haksız olduğunun bilincindelermiş, aslından en bir insan hakları savunucusu onlarmış da ah işte bu ülkeyi bölmek isteyenler olmasaymış.

Ængin - İdris Küçükömer bu ülkede sağ sol sol da sağdır demişti. bu tezat bu konuyla alakalı her konu için geçerli. öyle ki Türkiye’de kemalistim diyenler aslında anti-kemalistler.
Birkaç örnek verelim:
1) Mustafa Kemal vatandaşlık bağını hukusal temele dayandıran ve bildiğim kadarıyla bunu anayasaya koyan ilk liderdir, bugün kendilerine “kemalist” diyenler 301′i savunuyor, her türlü etnik çeşitliliğe karşı çıkıyor.
2) Atatürk 1924′de yasa çıkartıp askerlerin siyasete karışmasını engelliyor, ya asker olursunuz ya milletvekili diyor. bugün kendilerine “kemalist” diyenler tsk olsun da çamurdan olsun anlayışındalar. tek güvendikleri, inandıkları kurum tsk. darbeye bile sıcak bakanlar var. hatta çok daha ileri gidip 1 milyonu aşkın bir sivil kalabalık önünde, o kalabalığın gücünü, iradesini, orada oluş amacını hiçe sayarcasına “tabiki kemalist ordu konuşacak” şeklinde konuşabilen “kemalist!” üniversite hocaları var. halk konuşuyor orda sana ne oluor demek istiyorum kendisine buradan.
3) Atatürk ömrü boyunca çok partili rejim için çabalamış, tabi şartların gerektirdiği vesayet rejimine aykırı olmayacak şekilde. fakat ortada bir istek var: o da çok partili rejim. bugün kendini “kemalist!” addedenler kemalizm için parti kapatmak için ellerindden geleni ardlarına koymuyorlar. örneğin gün itibari ile toplamda halkın toplam yüzde 51 oyunu almış partiler hakkında kapatma davaları derdest.
4) Ulu önder bu ülkenin bir hukuk devleti olmasını istedi. o yüzden çok hukuklu düzene son verdi. modern yasaları iktibas etti. ülkenin her köşesine adliye sarayları kurdurttu. sırf ülkede hukuka güven oluşsun diye.
bugün ise “kemalistler!” hukuk devletinin yan yana asla var olamayacağı, hukuk devletinin tam anlamıyla karşıtı olan derin devleti- ergenekon çetesini koruyorlar, kemalizm adına!

Bütün bunları kemalizm adı altında yapıyorlar ya, hiç utanmadan, sıkılmadan. gerçi niye utansınlar, onlar bu ülkenin asli sahibi, bizler onların tabiyetindeyiz. Böyle düşünüyolar. Yıldırım Türker “Kemalist Kişilik Bozukluğu” teşhisinde ne kadar haklı.

Ængin – Neden böyle bir başlık attık? 12 Mart’ı bu akdar önemli kılan ne? Alt tarafı ordu muhtıra verdi, darbe bile yapmadı!

12 Mart Türkiye’de biriken gerilimin boşaldığı andır. TSK içindeki cuntaların birisi bu darbeyi yapacaktı ve bunu Amerikancı olan cunta kazandı. Bu tarihten itibaren Türkiye tam anlamıyla bir ABD uydusu haline geldi. Dikkat edilirse 12 Mart’tan sonra Türkiye’de halk hareketleri önce azaldı sonra da 12 Eylülile birlikte tamamen yok oldu. İşte bu yüzden milattır 12 Mart.

12 Mart ve getirdikleri iyice analiz edilmeli ve tekrar harekete geçilmelidir. Yoksa Türkiye üzerindeki son insanlar da koyuna dönüşecek.

Ængin – Medyanın 4. Güç olduğu hep söylenir ama bu eksiktir, aslında 1. Güçtür. Toplumu manupüle etmek için eldeki en etkili silah medyadır.

Son yıllarda TSK rüşvet yiyen emekli paşalarla, yetki alanındaki ilçeleri çapraz ateşe alan albaylarla, Doğuya giden hakim-savcıların kapısının önünde bomba patlatan generallerle gündeme geldi sürekli. Tabi bu TSK’nın imajını ciddi ölçüde hırpaladı. Üstüne bir de 27 Nisan Muhtırasına rağmen gelen AKP zaferi eklenince TSK gerek güvenilirlik gerekse de bir meşruiyet sorunu ile karşı karşıya kaldı.Uyuşturucu Kaçakçısı

Bu meşruiyet sorunu nasıl çözülecek, tabiki toplumu TSK lehine manüpüle ederek. Hangi yolla? Medya yoluyla. Al sana Pars Narkoterör.

Pars Narkoterör’de sadece teröristler Kürtçe konuşuyor. Mesaj açık Kürtler kötüdür ve uyuşturucu kaçırıp PKK’ya yardım eder.

Pars Narköterör’de ülke eyaletlere ayrılmış, bunu yapan kim? Tabiki uyuşturucu kaçakçısı Kürtler!

Pars Narkoterör’de emekli bir paşa var, rüşvet suçundan ordudan atılmış. Fakat diğer emekli paşalar gibi ordu içinde hala etkin. Bu etkinliği kullanan kim? Uyuşturucu kaçakçısı terörist Kürtler! Bu emekli paşa atılgan bir binbaşına rüşvet öneriyor ama atılgan binbaşı kabul etmiyor. Bir de bunu üstlerine iletiyor. İşte yazının en cafcaflı yeri, üst ne diyor. Türk Televizyon Tarihine TSK yalakalığı olarak geçecek sözler: Bu tip şerefsizlerin her yerde bulunabileceğini, bunları açık etmenin ise orduya zarar vereceğini, TSK düşmanlarının bu tip açıkları beklediklerini, gördükleri an saldıracaklarını söylüyor ve bu durumu ordu içinde çözelim diyor. Yani diyor ki, TSK’nın yaptığı yolsuzlukların üzerine gidenler vatan hainidir, TSK’nın içi pek temizdir ama böyle şerefisizler çıkıyor, onları da biz halledelim. Bu konuşmayı yapmadan önce yaptığı Adriyetikten Çin Seddine girişi de zaten nasıl vatansever! olduğunu gösteriyor paşamızın. Hukuk mu, Hukuk Devleti mi? O da ne?

TSK’nın AİHM’ye giden bir dosyası vardı. Komutan, teröristleri takip ediyor fakat teröristler bir köye sığınmayı başarıyor, komutan ise köyü kuşatıp çapraz ateşe alıyor. 6 sivil bu çapraz ateş sırasında ölüyor. Pek tabi olay yerine savcı geliyor. Hukuk devletiyiz ya! Komutanın ifadesini alıyor ve dosyayı kapatıyor. Öyle ya bir subayın ifadesinden daha güvenilir ne olabilir bir hukuk devleti için. Bu olay AİHM’ye gidiyor ve Türkiye adil yargılanma hakkı vermemesi yüzünden mahkum oluyor. Bu olay da sizi de atik binbaşının dağa emniyet kapalı çıkmasıyla yalanlanıyor. Sırf köylüyü vurmamak için emniyet kapalı çıkıyor dağa.

Bir de ordu içindeki bir yapılanma var: adı Pars sanırım bu yapılanmanın, arkasında fona yerleştirilmiş bir Azerbaycan’dan Atlas Okyanusuna Osmanlı Haritası bulunan bir liderleri olan. Vatan savunması için kurulmuş. Ne kadar da Ergenekon Çetesine benziyor. Zaten iki de bir de mehtem marşı çalıyor dizide. Bizi Kuzey Irak’ı işgale mi hazırlıyorlar ne?Osmanlı Sevdalısı Derin Devlet

Ergenekon demişken bir bakalım: Kim var bu ergenekonun içinde bir emekli paşa, çeşitli rütbeden askerler. Paşa Adriyatikten Çin Seddine paşası, rütbeler dağılmış dizide. Bu kadar benzerlik! Ben mi paranoyağım?

Bir de eski bir bakan var. Özelliği Kürt olması. Tahimin edilebileceği gibi bu da uyuşturucu kaçakçısı. Sen hem adamları bakan yap hem de yemek yedikleri kaba… Olacak şey mi. Bu Kürtlerin hepsi hain canım! Denen şu: Bu ülkede Kürt Bakanlar da oldu ama onu da hainlik için kullandılar. Pes doğrusu.

Değinmemek olmaz. Bir de dizinin tanıtımları dönerken sürekli bir yoldan akan uyuşturu trafiğinin 150 milyar dolarlık ahacminden bahsediliyor ve bunun 5 milyar doları PKK’ya geçse diye devam ediyor, sonra da TSK’nın silah alım bütçesinin 3,5 milyar dolarcık gibi az bir rakam olmasından yakınıyorlardı. Peki soruyorum acaba kaç milyar doları TSK’nın sadık yardımcısı köy korucularının eline geçiyor? Acaba köy korucuları bu kolay ve çok parayı kaybetmemek adına kaosu sürdürmek için kaç köy basıyor? Bunlara da cevap ver Pars! Bir de tarihi vurgu vardı o tanıtımlarda. Hasan Sabbah’a atıf yapılıyordu, tarihin tekerrür ettiğin söylüyorlardı. Tabi aslında bu Kürtler çok pis varlıklar canım, 1000 yıldır böyle, su Orta Asyadan bir kısrak başı gibi uzanan şanlı vatanımızda bir türlü rahat edemedik zaten pis Kürtler yüzünden. Sizin o mavi kanınız yok mu? Siz çok asilsiniz.

Bir de dizide sürekli çalan mehter marşı yok mu, işte o an bitiyorum.

Türkiye herkese yeter, amacı birlikte yaşamak olan, yaşamak olan herkese, fakat kaostan fayda sağlayanlar bunu engellemek istiyor. Korucular köy basıyor, PKK sürekli saldırıyor, televizyonda Pars Narkoterör adlı bir safsata gösteriliyor.

Kısaca yapılan şu: İki taraf varmış gibi gösteriliyor. Uyuşturucu kaçakçısı Kürtler ve Osmanlı Sevdalısı Vatansever Türkler, bunlardan biri olmak zorundasınız, eğer iyilerden yana değilseniz dizineki vatansever paşanın dediğin gibi TSK’yı yıpratmak için fırsat bekleyen demokratlardan oluyorsunuz. Dizinin sloganı “Vatana İhanetin Anatomisi” şeklinde. Dizinin tek doğrı yanı bu. Dizideki kötüler ne kadar hain ise, iyi gösterilenler de o kadar hain.

Nerede Atatürk’ün Kurtuluş Savaşını veren ordusu, nerede?