Jun
17
Ængin – Tarih değişim üzerine kuruludur. Belki de bunu en iyi gören kişi de Atatürk’tür. Kendisinden önce olan ne varsa değiştirmiş, yerine yenisini koymuştur. 1930lardaki Türkiye Cumhuriyeti modernite yolunda emin ve hızlı adımlarla ilerlerken Atatürk de gerektiği yerlerde değişiklikler yapmış. örneğin İzmir İktisat Kongresinde benimsenen liberal ekonomi polikasının yerine bugünkü ulusalcı zevatın kutsadığı devletçilik politikasını 1929 krizine önlem alarak ve liberal ekonominin beklediği atılımı yapamadığını görerek başlatmıştır. Yani Atatürk eskinin yerine koyduğu modern ilkelerde bile gerektiğinde değişiklikler yapmıştır. Dünya 20lerden 30lara geçerken o 20lerde diretmemiştir, 30ları da yakalamıştır.
Ulusalcılar 30larda izlenen başı dik dış politikadan dem vururken hep bu noktayı gözden kaçırmışlardır, 30ların türkiyesi Avrupa’nın çağdaşıydı. 3 aşağı 5 yukarı aynı dili konuşuyordu. Örneğin yurdum ulusalcısının konuşurken satır aralarından anlaşılan, hatta bazılarının da “Atatürk Kerkük ve Musul’u bize almamız için vasiyet etti.” zırvaları ile direk olarak da dile getirdikleri gibi bir irredentist bir politika gütmedi hiçbir zaman. büyük atatürkçü figür Kemal Alemdaroğlu gibi 135bin şehit verir Atina’yı da alırız da demedi. İşte bu yüzdendir ki Atatürk Türkiye’si Avrupa cemiyetinin onurlu bir şahsiyetiydi.
Bir de şu var tabi, acaba Atatürk halktan bu kadar yoğun destek görürken ulusalcılar neden bu kadar marjinal kaldı. Bunu anlamak için de iç politikaya bakmak lazım. Fakat bu yazıda gerek yok, zira ulusalcıların tutumu gün gibi ortada. ayrıca yazmaya gerek yok.
Bugünün ulusalcıları 30larda kalabilmek için atatürk’ü putlaştırmak zorundaydılar -siz facebook’ta dolaşan ünlü “Masadaki liderlerden en dikkat çekeni kim?” sorusunu “Algıda Seçicilik” diye cevaplayabilecek ulusalcı gördünüz mü?- , zira ancak tabu olan bir konu hakkında konuşulmaz. Atatürk’ü de tabu haline getirirlerse orta çağ katolik kilisesinin katolik dünyası üzerindeki etkisine benzer bir etkiyi türkiye üzerinde kuracaklardı. ve Atatürk tabu haline getirildi. Kilisenin dediği gibi Hıristiyanlar için gerekli olan her şey İncil’de yazılıydı ve bir şey eğer İncil’de yazılmamışsa gereksizdi, yani eğer bir konu 30lar itibariyle kemalizm kapsamı içinde değilse gereksizdir, bölücüdür, haincedir. İşte bu yollar ulusalcı zevat bizi hala 30larda tutmak derdinde. Peki 30ları bu kadar çekici kılan ne bu zevat için?
Cevap için 30ların rejimine bakmak lazım. Otoriter bir rejim -bu yüzden Mustafa Kemal’i eleştirmiyorum-. Bürokratik kadro halkı dönüştürmeye çalışıyor. Yani bürokratik kadro önce, halk arkada bir ilerleme yolu var.
Ulusalcılar Atatürk’ü bu şekilde kutsayında onun rejimini 30larda tutup bir de kendi tekellerinde aldıklarında direk olarak o kutsiyetten ve meşruiyetten faydalanmaya başladılar. (°bkz: atatürk ün partisi) bu işten nemalandılar. İşte bu yüzdendir bürokratik sınıfın ve ulusalacıların atatürk’e bu şekilde sarılmasının ve onu 30lara hapsetmesinin nedeni. Fakat bu nedendir ki hem kendilerini bitirecek ve ne yazık ki Atatürk’ü de. Aynı zaman değiştikçe Avrupa ulus devletlerinin tek tek kendi ulusal kiliselerini kurmaları gibi.
Yukarıda da dedim atatürk ile halk hemen uyuşurken bu ulusalcı zevat ile düzelmez bir doku uyuşmazlığı içinde. Sebebi halkın 30larda kalmaması, ne kadar geri kalmış bir halk olsa da dışarıyı da görmesi. Dışarıda yaşayan diğer insanların haklarından haberdar olması. Her yeni kuşağın yadsınamaz biçimde önceki kuşağın ilerisine geçmesi. ve sonuç olarak bürokratik sınıfın marjinalleşmesi. Zaten bu burokratik-ulusalcı tayfa bu yüzden istemiyor ab üyeliğini. bilincindeki böyle bir üyelik kendisinin de tasfiyesini geri dönülmez ve engellemez biçimde sağlayacak. bu yüzden televizyona çıkan bazı aklı evveller Rusya ile Çin ile İran ile işbirliği yapalım diyor, yani demokrasi ile alakası olmayan ülkelerle. Atatürk’e ihanet edercesine, muasır medeiyetin epey uzağındaki ülkelerle. Amaç devleti yitirmemek, zaten halk cahil! elde bir tek devlet var.
Halk bu adamları hiçbir zaman tutmadı, tutmayacak da. acı olan bu adamların Atatürk’ü de kendi tekellerine alarak halk ve Atatütk’ü biribirine yabancılaştırması. Halk artık Atatürk’ü de bunlar gibi darbeci ve elitisit sanacak. Halbuki Atatürk değil miydi milletvekili olmak isteyen askerlere ordudan ayrılmayı şart koşan ve ordu siyasete karışması diye özel kanun çıkartan, atütürk değil miydi sürekli halk ile iç içe olan. bütün bunları önce kendileri unuttular, şimdi de halka unutturuyorlar.
Jun
13
ABD’yi Bölmek İsteyen İnsan Hakları Örgütleri ve Satılmış İngiliz Basını
Filed Under demokrasi | Leave a Comment
Ængin – İngiliz İnsan Hakları kuruluşu Reprieve yayınladığı raporda ABD’nin 2002 yılından bu yana donanmasına ait 17 gemiyi yüzer hapisane olarak kullandığını, hukuk dışı olarak özgürlüklerinden alıkoyduğu bu insanlara bu gemilerin ambararında işkence yaptırdığı(hayalet tutuklular, hayalet uygulamalar) 80 kişinin bu hayalet hapisanelerden geçtiği, halen 26 bin kişinin yargı önüne çıkartılmaksızın bu hapishanelerde tutulduğunu açıkladı.
Şimdi düşünüyorum, bir insan hakları kuruluşu Türkiye’de insan hakları ihlalleri var, insanlara düşünceleirnden, etnik kökeninden, dini inancından, saçının uzun olmasından, kot pantolon giymesinden, şundan, bundan… dolayı işkence ediliyor, şeklinde bir rapor açıklasa acaba yurdum ulusalcısının tepkisi nasıl olur. Tahmin edebiliyorum. İlk olarak “AB bizi bölmek istiyor” şeklinde çıkışılır, malum kuruluş İngiliz ya, sonra Aydınlık Dergisi 3-5 belge çıkarırdı bir yerlerden “Retrieve PKK bağlantısı” diye de manşet falan atardı, sonuna da Doğu gelecek sorunları çözecek, milli hükümeti kuracak falan diye propagandayı eklerdi.
***
Başka bir olay: İngiltere’nin hiçbir kanıt olmadan sırf polis şüphelendiği için terör şüphesi ile yakalananları 42 gün gözaltında tutabilecek bir yasa çıkartır.
İngiltere Avam Kamarası 306′ya karşı 315 oyla aldığı bir kararla terör zanlılarının gözaltı süresini 28 günden 42 güne çıkartarak gelişmiş ülkeler arasında zaten 28 günle en uzun süre olan terörö zanlısı özaltı süresini 42 güne çıkardı. Şİmdi İngiliz Basının verdiği tepkiye bakalım:
The Guardian: Utanç verici zafer. Başbakan istediğini elde etti fakat göreve geldiğinde temsil eder göründüğü ilerici idealleri feda etti.
The Times: Satılık Parlemento! Bu karar Parlemento’nun itibarını harcadı.
Daily Telegraph: Bir kişinin hakkında delil olmaksızın gözaltıda tutulamayacağı ilkesi 1215 Magna Carta ile kararlaştırılmıştı. Bugüne kadar da Britanya Hukukunun bir parçası oldu. Bu yasa ise polise terörist olduğundan şüphelenilenleri diğer ülkelerden 1 ay daha fazla gözaltına tutma hakkına sahip oldu.
Bu tip bir karardan sonra bir Türk Gazetesi böyle bir yayın yapsa yurdum ulusalcıları tarafından ilk olarak “F tipi medya” sonra “Satılmış medya” sonra da “Bölücü medya” sıfatları ile yaftalanırdı.
İnsan Haklar kavramını bölücülük ile eş tutan, koskoca bir mozaik olan Avrupa’yı “Avrupa”ya indirgeyen-hep Osmanlı’daki Frengistan’ı hatırlatır bana- Terörün diyalog ile bitirebileceğini önlerine Bask ve Kuzey İrlanda örnekleri getirilince bile algılamak istemeyen, her olayda ülkemizin kendisine özgü koşullarından bahseden arkadaşları ayrıca gözlerinden öpmek istiyorum hem yukarıdaki olayda yapacaklarından hem de bu genel davranışlarından ötürü. Yazımı kurbağayı yavaş yavaş haşlarlar kaçmasın diye, naziler de seçimle iktidar oldular ve böyle giderse iran oluruz diyerek tamamlıyorum.
May
13
Ængin – Dün Kanaltürk’ün satışı haberini okuduğumda bunun aspargas olabileceğini düşündüm fakat daha sonra teyitler geldi, sonra da Tuncay Özkan’ın tamamen duygusal basın toplantısı. O noktadan sonra hafif bir gülümseme belirdi bende. Cumhuriyet’in son kalelerinden olduklarını söyleyenler kaleyi boşaltmışlardı.
Fiyat bu şartlarda oldukça iyi 5-7 milyon dolar borcu olduğu söylenen, hükümetle kavgalı bir şirketi 40 milyon dolar da üste alarak satıyorsunuz. Gayet iyi bir alışveriş. Aynı Oyak’ın Oyak Bank’ı Hollandalı İng Bank’a 2 küsür milyar dolara satması gibi. Fakat işte sorun da burada, ikiyüzlülük de burada. Oyak olarak milli milli konuşup şurayı yabancıya sattırmam, bunu yerli alabilirdiyip bankanızı yabancılara satıyorsunuz, Tuncay Özkan olarak hükümeti çoğu zaman objektif sınırların çok dışında eleştiriyorsunuz sonra da televizyon istasyonunuzu o hükümetin yaltakçısı bir gruba satıyorsunuz. Nerde kaldı çekilen hamasi nutuklarınız, nerde kaldı milleti gazlayışınızi nerde kaldı bu yolla çevrenize topladığınız kalabalığın size olan güveni! Cumhuriyet’in son kaleleri bu fiyatlara mı satılacaktı ey ulusalcılar!
Gerçi ulusalcı zevatın para ile ilişkileri bu boyutta da değil sadece, örneğin bizkackisiyiz.com sitesinde haberlere yorum yapabilmek için yıllık 20 YTL ödüyorsunuz ve fakat eleştiri yaparsanız hemen 50 yaşındaki emekli öğretmen chpli mualla hanım tarafından siteden atılıyorsunuz, ya da siteye reklam verenlerin reklamlarına tıklaın onlarca ulusalcı hede hödö gibisinden uyarılar var. Öyle ya eline bayrak al, akp’ye karşı salla, o andan itibaren en vatansever sensin! ne düşündüğünün, amacının ne olduğunun önem yok. Titan saadet zincirinden ne farkı şimdi bunun?
Bu ülkede ne kadar yolsuzluk varsa üstü ya bayrak ya da din ile örtülür. Bu kutsallar size her zaman ne yaparsanız yapın meşruluk kazandırır. Kaçak inşaata dev türk bayrağı çekersiniz, mafyasınızdır toplumu kemirerek aşaan bir asalaksınızdır fakat türk bayraklı rozetiniz vardır ve her işi millet adına yapmaktasınızdır, darbe planlıyorsunuzdur fakat bu tabiki de milli! bir darbedir, bu ülke için kurşun atan da yiyen de şereflidir zaten,sitenizereklam veren bayraklı vatanseverin sitelerine yönlerdimekte hiçbir etik sapması görmezsiniz, vatan millet diyip gazladıktan sonra milleti, kemikleşmiş izleyiciyi yarattıktan sonra satarsınızk kanalınızı, dert mi? Hepsi “Bayrak” uğruna.
Mar
13
Yldry
Benim için kişisel olarak büyük bir insan ve devlet adamı olan Atatürk’ü; ulusalcıların halkla bütünleşememesi sonucu kendi hezimetlerine ortak etme çabasıdır. Oysa ülkenin bugününe ve geleceğine ilişkin yapılabilecek doğru müdahaleler mevcuttur ve bunların geçmişle herhangi bir organik bağı kalmamıştır.
Ulusalcı arkadaşların Atatürk paradigmasını anlayabiliyorum. Her anlamda Atatürkçü bir ülke düşlüyorlar. Ekonomi ve dış politikada tam bağımsız, ulusal sermayeye sırtını verip kalkınan ve büyük bir güç olan Türkiye. Atatürk devrimlerinin sulandırılıp yok edilmediği bir Türkiye istiyorlar. Dinin toplumdaki etkisinin kaybolduğu bir Türkiye istiyorlar.
Bence bu istekler anlaşılabilir ama tam anlamıyla istedikleri ülke günümüz koşullarında olası değil. Atatürk döneminden çok farklı bir dünya düzleminde, sadece ulusal kaynaklar ile kalkınmak imkansız. Bu duruma ait ters örnek verilebilecek tek ülke olarak Küba kaldı ki; orada geçerli olan siyasal sistemi kaç kişinin bugün ki alışkanlıkları ile kaldırabileceği de muamma. Dış politika’da tam bağımsız davranabilme ise bir ihtimal bile değil. Çok fazla sahiplenilen kuzey ırak operasyonunun hangi şartlar altında yapılabildiği bile ortadayken hem de.
Siyasal İslam kendi kabuğunu kırıp iktidara yürüyebilmek adına değişim kelimesine sığınırken; buna cevap olarak fikir ve eylem üretemeyenler sığınacak Atatürk paradigması ile de Atatürk’ü dogmatik bir hale getirdi.
Kendisini Kemalist ve/veya ulusalcı olarak görüp üst perdeden konuşma hakkını kendilerine ait sanan kesim hala sözlükte, cumhuriyet veya sözcü gazetesinde askeri müdahale’yi asıl çare olarak tanımlayıp ülkeyi yeni bir karmaşanın içerisine sokma isteğinden de çekinmiyorlar.
Kimsenin faydasına olmayan bir şey; biz ve onlar ayrımı. Empati kurulacak noktalarda hakarete varan küçümseme ve ötekileştirme ile kendisine sadece düşman yaratan bir düşünce biçimi Atatürk’e ait olabilir mi acaba? Atatürk’ün işaret ettiği çağdaş uygarlık yolunun hangi kısmında beraber yaşadığı insanlara karşı tahammülsüzlük var?
Ulusalcıların anlaması gereken en önemli nokta; kendilerini etkisiz hale getiren süreç, toplumun geniş bir kesimini dışlayarak ya da asker zoruyla baskı altına alarak durdurulamaz. Laikliği savunanların kendilerini kıstırdıkları bu kısırdöngüler ve çözümsüzlük çabaları; artık iktidar olan AKP ve benzeri siyasal oluşumların hareket kolaylığını arttırır. Eğer AKP’den rahatsız isen buna çözüm olabilecek fikirleri üretmeye başlamalısın. 1920′lerin düşünce biçimlerinde yenilgilere kılıf aramamalısın.
Bu iş sözlüklerde ve benzeri dar ses alanları içerisinde Atatürk kelimesinin arkasına sığınıp sığ cümlelerle etrafa hakaret saçmakla çözülmez. Kendisi gibi düşünmeyene küfür etmekle çözülmez. Empati kurmadan çözülmez. Gökhan özgün’ün dediği gibi: her sakallıya liberal(liboş) diyip ucuz ve popülist cümleler kurmakla da olmaz.
AKP’ye yenilen Atatürk değildir. Siz ve sizin düşüncenizin liderleridir.
